Ali Çataltepe / Çeviri
Geçtiğimiz Federal Meclis seçimlerinde Almanya İçin Alternatif (AfD) Partisi, ilk kez işçi kesimi arasında en güçlü siyasi parti konumuna yükseldi. Anket şirketlerinin verilerine göre, işçilerin yüzde 30 ila 38’i oylarını AfD’ye yöneltti. Ancak NDR Panorama’nın talebi üzerine Tübingen Üniversitesi tarafından gerçekleştirilen kapsamlı bir araştırma, partinin ekonomi ve sosyal politika alanındaki tutumlarının işçi dostu olmaktan uzak olduğunu ortaya koyuyor.
Parti Programında Net Piyasa Liberalizmi
Siyaset bilimci Floris Biskamp liderliğindeki araştırma ekibi, AfD’nin temel programını ve 2013’tan bu yana tüm Federal Meclis ile Avrupa Parlamentosu seçim bildirgelerini mercek altına aldı. Elde edilen bulgular, partinin siyasi yelpazede “açıkça piyasa liberal, iş dünyası dostu ve mali açıdan muhafazakar” bir konumda yer aldığını gösteriyor. Bu çizgi, AfD’yi Hıristiyan Demokratlar (CDU/CSU) ile Hür Demokrat Parti (FDP) arasında bir yere konumlandırıyor.
Araştırmanın dikkat çekici bir bulgusu, Wahl-O-Mat analizine dayanıyor. Biskamp, 2013’ten bu yana partilerin Federal Siyasi Eğitim Merkezi’nin belirlediği 38 talebe verdikleri yanıtları değerlendirdi. Vergi politikası, sosyal yardımlar, devlet harcamaları ve piyasa düzenlemeleri gibi konuları içeren bu analizde, 0’dan 100’e uzanan bir ölçek kullanıldı. Bu ölçekte 0, gelir dağılımını destekleyen sosyal devlet odaklı tutumu; 100 ise radikal piyasa liberalizmini temsil ediyor.
Sonuçlar oldukça çarpıcı: AfD, 2025 Federal Meclis seçimleri itibarıyla yüzde 92’lik bir piyasa liberalizmi skoruna ulaşmış durumda. Bu oran, CDU/CSU’nun yüzde 79’unun, BSW’nin yüzde 29’unun, SPD ve Yeşiller’in yüzde 25’inin ve Die Linke’nin yüzde 8’inin oldukça üzerinde. Sadece FDP, yüzde 100 ile AfD’den daha uç bir konumda yer alıyor.
Araştırmaya göre AfD, kısa süreli bir yumuşama döneminin ardından kuruluş yıllarındaki güçlü piyasa liberalizmi çizgisine geri dönmüş ve hatta bu çizgiyi daha da sertleştirmiştir.
Hedef Kitle Olarak İşçiler
Siyaset bilimci Biskamp’a göre, bu güçlü ekonomik liberal yönelime rağmen AfD’nin stratejik olarak işçi kesimine odaklanması dikkat çekici. NDR Panorama’nın ulaştığı Federal Yürütme Kurulu’na ait iç strateji belgesinde, “sıradan insanlar”, işçiler ve işsizler açıkça hedef kitle olarak tanımlanıyor. Belgede, partinin üst orta sınıftaki olumsuz imajının, “sıradan insanlar” arasında elde edilecek daha iyi sonuçlarla telafi edilmesi gerektiği vurgulanıyor.
Biskamp bu durumu şöyle yorumluyor: “AfD’nin işçilere yönelik erken dönem stratejik bakış açısı, imaj değişikliğine odaklanırken programatik dönüşümü ikinci planda bırakıyor.”
AfD’nin sosyal politika sorumlusu René Springer ise bu yoruma itiraz ediyor. Springer, özellikle SPD olmak üzere diğer partilerin “devasa bir temsil boşluğu” bıraktığını savunarak, “Bu temsil boşluğunu dolduruyoruz, çünkü bu çıkarları temsil etme ihtiyacımız var” diyor. Springer, işçilerin özel çıkarlarını “vatan, aile ve başarı” olarak sıralıyor.
Vergi Politikası Tartışması
Mannheim ZEW Araştırma Enstitüsü, 2025 Federal Meclis seçimleri öncesinde AfD’nin vergi politikası önerilerinin orantısız şekilde yüksek gelir ve servete sahip kişilere avantaj sağlayacağını ortaya koymuştu. Springer bu hesaplamaları, CO₂ vergisi gibi dolaylı vergileri dikkate almadıkları gerekçesiyle eleştiriyor. Ancak uzmanlar, bu vergilerin kaldırılmasının da ortalama olarak daha fazla CO₂ tüketen varlıklı kesime daha büyük avantaj sağlayacağını belirtiyor.
“Yukarıya Karşı Aşağı”dan “İçeriye Karşı Dışarı”ya Dönüşüm
Biskamp, seçmenlerin ekonomik çıkarlarının oy verme davranışında her zaman belirleyici olmadığını vurguluyor. Günümüzde “yukarı ve aşağı” arasındaki klasik dağıtım çatışmasının siyasi rekabette önemini yitirdiğine dikkat çekiyor.
Bunun temel nedenlerinden biri, günümüz işçilerinin artık işçi hareketi içinde -klasik sendikalar, işçi spor kulüpleri veya işçi koroları gibi kurumlarda- sosyalleşmelerinin giderek azalması. AfD, “yukarıya karşı aşağı” mücadelesine alternatif olarak “içeriye karşı dışarı” ekseninde bir yorum sunuyor.
René Springer bu konuyu şöyle özetliyor: “21. yüzyılın sosyal sorunu, artık ‘yukarı ve aşağı’ arasındaki mesele değil, ‘içeride ve dışarıda’ arasındaki meseledir.” Springer’e göre asıl mesele, “buraya gelip sonunda sosyal sistemi suistimal edenlerden korunmak.”
Araştırmanın Sonuçları ve Siyasi Dersler
Biskamp’ın araştırması, diğer partilerin AfD ile rekabet ederken yalnızca sosyal politika vaatleriyle yetinmesinin yeterli olmayacağı sonucuna varıyor. Araştırma raporunda şu tespit yer alıyor:
“Partilerin, seçmenlerin devleti genel olarak ve refah devletini özel olarak, yaşam koşullarının iyileştirilmesine katkıda bulunan ve kendilerinin de yararlandığı bir kurum olarak yeniden algılamaları için çaba göstermeleri gerekiyor. Bu algı, son on yıllarda önemli ölçüde zayıflamıştır.”
Araştırma, işçi kesiminin siyasi yönelimindeki dönüşümün, klasik sol-sağ ekseninin ötesinde, kimlik ve aidiyet temelli yeni bir siyasi bölünmeyi işaret ettiğini gösteriyor.