Emperyalizme karşı kazandığımız büyük zaferin üzerinden tam 104 yıl geçti.
104 yıl önce neye karşı mücadele verdiysek, bugün, o unsurların 30 Ağustos Zafer Bayramı içeriğinden yoksun olan mesajlarına maruz kalacağız.
Çok değil, birkaç ay önce, NATO Zirvesi Ankara’da yapılırken, başkenti makyajlayıp emperyalistleri kırmızı halılarla karşılayanlar, bugün süslü laflarla 30 Ağustos mesajları verecek örneğin.
“Aslında tarikatların hepsi kötü değil, iyi tarikatlar da var” diyenler nutuklar çekecek yine 30 Ağustos’ta.
“Osmanlı millet sistemini” allayıp pullayanlar, “demokratik cumhuriyet” diyerek 1923 Cumhuriyetinin altını oyanlar yürüttükleri ihanet projesini 30 Ağustos’a bağlamak için hamaset yüklü metinlerini aylar öncesinden hazırlamışlardır bile.
Milletin iliğini kurutanlar, madencilerin alın terine çökenler, Koç’lar, Sabancı’lar, büyük holdingler, 30 Ağustos reklam filmlerine bütçe ayırmayı eksik etmemişlerdir, gün boyu, her kanalda izleyeceğiz.
Çoğunda Atatürk olmayacak, adı bile anılmayacak. Anılanlarda da “devleti kurtaran önder” imajıyla sınırlı bir Atatürk portresi resmedilecek. Devrimciliği, anti-emperyalist bağımsızlıkçı öncülüğü gölgelenecek. Düzenin kalıplarına uygun bir kurtarıcı sunulacak.
Şaşırmaya mahal yok, böyle düzende böyle 30 Ağustos!
***
Dünyanın birçok örneğinde de gördüğümüz üzere, karşı-devrim, toplumun geniş kesimlerine mahal olmuş devrimci kişilikleri veya olayları doğrudan hedef alarak onları yok etmeye çalışmaz. Bunun yerine, tarih yazımını adım adım değiştirerek onlardan birer “düzen içi evliya” yaratır. Devrimci özelliklerini törpüler, düzen karşıtı mücadelelerini hafızalardan kazır. Ortaya tehlikesiz figürler çıkarır.
Ömrünü paranın saltanatını yıkmaya adayan Marx’ın, 200. Doğum yıldönümünde Avrupa Merkez Bankası’nın Marx’ın resminin olduğu 0 Euroluk banknotlar basıp 5 Euroya satması, Che’nin portresinin ünlü markaların iç çamaşır baskılarına konulması, 1968 Paris gençliğinin “çiçek çocuklar” olarak anti-emperyalist, işçi sınıfından yana isyanlarının gölgelenmesi bu durumun birkaç örneğidir. Türkiye’de de Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarının gerçekleştirdiği Milli Kurtuluş İsyanı benzer bir yazgıyı paylaşmaktadır. 30 Ağustos Zafer Bayramı’na, “zafer” özelliğini veren anti-emperyalist mücadelenin başarıya ulaşması değilmiş gibi, 104 yıl önce kovduklarımız birkaç ay önce Ankara’nın göbeğinde paşalar gibi ağırlanıp ziyafet çekmemiş gibi, emperyalistlerle işbirliği içindeki saray hükümeti 104 yıl önce başarıya ulaşan zafer sonucu yıkılmamış gibi, içi boş bir “30 Ağustos” kutlamasıdır uzun yıllardır yaşadığımız.
***
Karşı-devrim, Cumhuriyete yönelik en büyük saldırıları gerçekleştirdiği süreçte, hiç olmadığı kadar milli söylemleri kendi siyaseti için paravan hale getiriyor.
1923 Cumhuriyeti’nin yıkıldığını, o cumhuriyetin temellerine yaslanarak karşı-devrimi emekçi halktan yana, yeni bir Cumhuriyet Devrimi atılımıyla püskürtebileceğini bilen devrimciler için kutlanılacak değil, yeniden kazanılacak zaferler var.
***
Cumhuriyet Devriminin kolonları dinamitlenmemiş gibi kutlayacağımız bir 29 Ekim,
MESEM’de öldürülen ve sayıları milyonları bulan çocuk işçiler yokmuş gibi kutlanılacak bir 23 Nisan,
Gençleri umutsuzluğa, işsizliğe, geleceksizliğe mahkûm edilmiyormuş gibi kutlayacağımız bir 19 Mayıs
ve ülkemizi Washington’dan meşruiyet devşirenler yönetmiyormuş gibi kutlayabileceğimiz bir 30 Ağustos yoktur.
Koruma ve müdafaa etme günleri çoktan geçmiştir.
Bize yeni taarruzlar ve yeni zaferler lazım.