ABD destekli yürütülen ve FETÖ tarafından gerçekleştirilen 15 Temmuz Darbe Girişiminin üzerinden 10 yıl geçti. Hatırlamakta ve hatırlatmakta fayda var; Darbe girişimi gecesi yaptığı konuşmada Recep Tayyip Erdoğan “Darbe girişimi Allah’ın bir lütfudur” demişti. Darbe girişiminden iki yıl sonra, Başkanlık rejimini kurduğu ve ülkeyi olağanüstü hâl kararnameleriyle yönettiği dönemde yayımladığı yazılı açıklamada ise “15 Temmuz da sonuçlarıyla itibariyle ülkemiz, milletimiz ve geleceğimiz için hayırlara vesile oldu” diye yazmıştı.[1]
Fethullahçı çetenin devlet içinde yapılanması ve kamu kurumlarında Cumhuriyetçi asker-bürokratları tasfiye etme sürecinde AKP’nin “ne istediniz de vermedik” desteğini uzun uzun anlatmaya gerek yok. Bu yazıyı okuyabilecek yaşa gelen hemen hemen her yurttaş o süreci doğrudan yaşadı, biliyor. Kiminin sınav soruları çalındı, kimi işinden, ailesinden, sevdiklerinden oldu. Kimisi Yarbay Ali Tatar gibi yapılan zulme karşı isyanını canını hiçe sayarak gösterdi. Ha tabi kimisi de çıkar çıkmaz “görevlere hazırız” diyerek sarayın yosmalığına soyundu. Bugünlerde NATO’yu Ankara’nın göbeğinde kırmızı halılarla karşılayanlarla “Milli” hükümet kurma gayreti peşinde… Konumuz daha ciddi, burayı gülüp geçiyoruz.
Ankara’yı Bombalayanlara Onuncu Yıl Karşılaması
15 Temmuz’un onuncu yılında cevaplanması gereken soru ortada durmaktadır: 15 Temmuz’u gerçekleştiren FETÖ değneğini kim tutmuştur? Kimler 15 Temmuz’un arkasındadır? Madem sorduk, hiç dolandırmadan cevaplayalım: FETÖ’nün arkasında ABD ve NATO-Gladyo örgütü vardır. Onlar FETÖ’yü besleyip büyütmüştür. Onlar binlerce insanımızın kanına girmiştir. Onlar, Ankara’yı 15 Temmuz gecesi bombalamıştır.
FETÖ ile iktidar ortaklığı yapan AKP iktidarı, 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde (yani 15 Temmuz’un yıldönümü diyebileceğimiz tarihin arifesinde), on yıl önce Ankara’yı bombalayanları yine başkentimizde, halkın vergisinden milyarlarca lira harcayarak “ağalar, paşalar” gibi ağırlamıştır. İtiraz eden sosyalistleri karakollara ve cezaevlerine doldurmuştur. Ankara’yı ancak Mütareke Dönemi İstanbul’unda görebileceğimiz bir sıkıyönetim ortamına hapsetmiştir. İktidar ortaklığı kavgasıyla sınırlı olan AKP-FETÖ kavgasında, AKP iktidarı Amerikancılığına ve NATO’culuğuna “halel getirmediğini” Epstein dosyalarındaki pedofili, cani, katil sürüsüne NATO Zirvesi’nde ispat etmiştir.
AKP için 15 Temmuz sadece iktidar ortağından kurtulunduğu için bir “lütuf” değildir. Aynı zamanda AKP’ye başkanlık rejimini açması, Erdoğan’a anayasayı kendi siyasi amaçları doğrultusunda istediği gibi kullanması ve düzen muhalefetini de “aynı gemideyiz” hikayesiyle hizaya getirip dilediği hukuksuzluğu uygulama imkânı sağlaması gibi nedenlerden dolayı “Allah’ın bir lütfudur.” Günümüzde yaşanan en asgari demokratik hakların bile ihlal edilmesinde 15 Temmuz hain darbe girişimi, AKP tarafından tüm muhalif kesimlere karşı kullanılabilecek bir sopaya dönüştürülmüştür. Bu bakımdan, Deniz Göktaş’ın tutuklanmasında belirleyici olanın dini konularda yaptığı mizahı değil, FETÖ bahsinde söylediği “FETÖ’cü olsaydınız şimdi yurtdışı vatandaşlığınız olurdu ya da ne bileyim belki de Türkiye’de bakan olurdunuz, bunu hiçbir zaman bilemeyeceğiz” sözleridir.
FETÖ’nün Amerikancılığı bugün AKP iktidarı liderliğinde gerçekleştirildiği gibi Cumhuriyet yıkıcılığı da iktidar bloğu ve onların desteklediği yeni tarikat-cemaat yapılanmalarıyla yürütülmektedir. Bu tarikatlar, aynı FETÖ pratiğinde olduğu gibi ticari ve siyasi bağlantılar oluşturmakta, devlet içinde kadrolaşmakta ve karşı-devrim karanlığını her geçen gün daha fazla toplumsal yaşama yaymaktadır. Tüm bunlar ve daha fazlası göz önüne alındığında geçen on yıllık süre zarfında bırakın FETÖ siyasetiyle mücadeleyi, FETÖ’nün amaçladığı tüm cumhuriyet düşmanı, emperyalist projeler hayata geçirilmektedir.
Sosyalist Cumhuriyet Partisi’nin “İhanetin 10. Yılı” başlığıyla yayımladığı basın açıklaması bu bakımdan önemli ve ısrarla konuşulmayan temel meseleye işaret etmektedir. Olduğu gibi yer verelim:
“ABD emperyalizmi tarafından beslenen ve büyütülen Fethullahçı çete, AKP iktidarının “her istediklerini veren” desteği sayesinde devlet içinde yuvalanmış, ülkenin tüm yurtsever aydınlarına ve askerlerine kurdukları tertiplerle Cumhuriyetçileri hapislere atmış ve bundan tam 10 yıl önce hain darbe girişiminde bulunarak yüzlerce yurttaşımızın ölümüne ve yaralanmasına sebep olmuştur.
Cumhuriyet Devrimi kazanımlarını yok etmek için devletin ve toplumsal yaşamın içinde yuvalanmalarına müsaade edilen tarikatlar, kurdukları ticari ve siyasi bağlantılarla ülkemizin güvenliğini tehdit eden bir konuma getirilmiştir. Bu tehdit, bugün de FETÖ benzeri tarikat yapılarının iktidar eliyle desteklenmesiyle sürdürülmektedir.
Yüzlerce insanımızın ölümüne yol açan bu girişimin esas sorumluları, 2026 yılında AKP’nin davetiyle Ankara’da, NATO Zirvesinde buluşmuşlardır. 15 Temmuz hain darbe girişimi gecesi Ankara’yı bombalayanlar, AKP iktidarının daveti ve desteğiyle Ankara’da halka uygulanan hukuk dışı sıkıyönetim koşulları altında, milyarlarca lira harcanarak “paşalar” gibi ağırlanmışlardır.
15 Temmuz darbe girişimi sonrası yarattığı olağanüstü hâl ortamında iktidarını başkanlık rejimiyle tahkim eden ve günümüzde yaşadığımız tüm hukuksuzlukların gerçekleşmesini sağlayan AKP iktidarı, FETÖ’yü yaratan güçlerle mücadele etmek bir yana onlardan aldığı “meşruiyetle” her geçen gün ülkemizi karşı-devrim karanlığına sürüklemektedir.
Sosyalist Cumhuriyet Partisi, 15 Temmuz hain darbe girişiminin 10. Yılında, ülkemizi karanlığa sürüklemeye çalışan emperyalist kuvvetlerle ve onların ülkemizdeki işbirlikçileriyle mücadelesine kararlılıkla devam edecek ve 15 Temmuz’u yaratanlarla gerçek bir hesaplaşmayı mutlaka zafere ulaştıracaktır.”
Partimizin söz konusu ettiği mücadelesi ve gerçek bir hesaplaşmayla elde edeceği zaferi ancak insanları örgütlü mücadeleye inandırmasıyla ve bu inancın sorumluluklarını yerine getirmesiyle gerçekleşebilir. Elbette, FETÖ’cülük de NATO’culuk da bir haftaya, on güne, on yıla sıkışacak gündemler değildir. Emperyalizmle ve ortaklarıyla mücadele süreklilik, ısrar ve irade gerektirir. Partimiz kendini günlere sıkışan gündemler üzerinden değil, bu uzun soluklu mücadeleye uygun yapılandırdığı sürece sözümüzün gerçeğe dönüşmesi kaçınılmazdır.
[1] İlgili haberin kaynağına ulaşmak için bkz: https://www.diken.com.tr/allahin-lutfunda-ikinci-perde-erdogana-gore-15-temmuz-hayirlara-vesile-oldu/