Hastanede Önümüze Geçenler

Yoğun bir pazartesi öğleden sonrasında, şehir hastanesinin asansörü zemin kattan, çifter çifter yukarı çıkıyor (yığılmayı önlemek için, sadece çift sayılı katlarda duran bir asansör bu). iki, dört, altı, içerideki insan kalabalığı git gide dağılıyor. Bu çiftler kuralının istisnası olan dokuzuncu ve en üst kata geldik. Kapı açılır açılmaz, asansörün içindeki hastane havası dağılıveriyor. İnip koridorda ilerledikçe burnumuza, hastanede alışık olmadığımız hoş kokular geliyor, bir tür oda parfümü, tütsü belki. Duvarlar hastane beyazını terk etmiş, ahşap kaplamalarla döşenmiş, üstlerinde rengarenk tablolar; yerler parke; girişte sizi sağlık personeli dışında, şık giyimli görevliler karşılar. İnsan bu koridora girer girmez iyileşmeye başlar: VIP servise hoş geldiniz.  

VIP servisler, şehir hastanelerine özgü değil. Pek çok üniversite hastanesinde de bulunuyorlar. Ancak en çok bulundukları ve yer kapladıkları, en gösterişli ve lüks oldukları yer şehir hastaneleri. Burada devasa, tek kişilik hasta odasının yanında aynı büyüklükte bir de refakatçi suiti bulunuyor. VIP serviste yatmak için danışmaya başvurup parasını ödemeniz (belli bir fiyat yok ancak olduğunu tahmin ediyoruz) yeterli değil. “Birileri” aracılığıyla başhekimliğe müracaat etmeniz ve başhekimliğin sizin yeterince VIP olduğu kanaatine varması sonrası burada kalmaya hak kazanıyorsunuz. Çoğu zaman, VIP biri gelir de boş yatak bulamaz endişesiyle, yatakların yarısı rezerve (boş) tutuluyor. Bu sırada şehir hastanesinin şiştikçe şişen acil servisinde, doktor masalarının yanına çekilen fazladan sedyelerin birinde servis yatağı boşalmasını bekleyenler var ama VIP deneyimin bazı bedelleri olacaktı elbette. Eğer bir gün şehir hastanesinin acil servisinde sıra beklemekten bunalırsanız, rastgele bir bloğa girin ve en üst kata çıkın. Böylece siz de birkaç dakikalığına kendinizi VIP biri gibi hissedebilirsiniz. 

Şimdi, başka bir güne gidelim. Poliklinikte sıra bekliyorsunuz. Randevunuz 11.00’da, saat 11.30, kapının önü kalabalık. Sesli bir şekilde yakınıyorsunuz “11.00 randevusuydum ama, görünüşe göre daha çok bekleyeceğim!” Yanınızdaki beyefendi şaşırarak dönüyor “Aa, ben de 11.00 randevusuyum. Bir yanlışlık oldu herhalde.” Hayır, bir yanlışluj olmadı, birkaç ay önce gelen bir uygulama ile, şehir hastanelerinin çoğu bölümünde 2 saatte bir saat başları (9-11-13-15.00 randevuları) çift randevulu oldu. Yani aldığınızı sandığınız randevuyu aslında bir başka hastayla paylaşıyorsunuz. Yani doktorun size ayırabileceği vakit en iyi ihtimalle 5 dakikaya düşmüş oluyor. 

Beklemeye devam ediyorsunuz. Aniden ekranda adınızın üzerinde bir başka isim beliriyor. Hastanenin hizmet sağlayıcı firmasının üniformasıyla bir görevli, kapıyı çalıp içeri kafasını uzatıyor “Hocam, başhekimlik hastası getirdim!” 

Başhekimlik hastası; yaşından, engellilik durumundan, hastalığının ağırlığından tamamen bağımsız olarak, randevu almaktansa tanıdıkları aracılığıyla başhekimliğe çıkmış, oradan polikliniğe giriş açtırmış kişidir. Genellikle bakanlık, cumhurbaşkanlığı gibi bir devlet kurumunda çalışır veya çalışan birinin yakınıdır. Başhekimlik hastalığı, sıra beklemeye engel bir duruma yol açar ve bu yüzden başhekimlik hastaları, poliklinikte kim var kim yok önlerine geçme hakkına sahiptirler, başhekimlikten giriş açılırken doktor sabit hattan aranarak başhekimlik hastasının gelişi önceden haber verilir ve hızlı bakılması “rica edilir”. Başhekimlik hastalığı ayrıca, hastanede yer yön bulma gibi basit yetilerden de yoksun kimsedir ve yanında “refakatçi” olarak başhekimliğin atadığı kişiler dolaşmalıdır. Bu refakatçiler aynı zamanda, kafalarını poliklinikten içeri sokarak hastalarının “ağırlığını” hatırlatmakla ve başhekimlik hastasının bekleme süresini kısaltmakla yükümlüdürler.  

Buraya kadar geldik, polikliniklerin olmazsa olması, tadı tuzu, “ayaktan” hastalardan da bahsetmeden geçmeyelim. Bu hastalar da yine yaş, engellilik durumu, hastalığın ağırlığından bağımsız olarak; polikliniğe randevusuz bir şekilde gelen; sekreterlikte “şanslarını deneyen” ve çoğu zaman bulan hastalardır. Çoğu zaman bulurlar çünkü şehir hastanelerinde her bölümde en az 10 poliklinik, ve asistanları biraz direnç göstermişse her poliklinikte onar ayaktan hasta bakma “zorunluluğu” vardır (bazı bölümlerde bu sınır da yoktur). Bu yüzden okuyuculara tavsiyem, olur ya, şehir hastanesi yakınında bir işiniz vardır, canınız şöyle bir kanlarınıza baktırmak çeker, randevunuz olmasa bile ayaktan giriş için şansınızı deneyebilirsiniz! Doktorun size ayırabileceği süre en fazla 3 dakika da olsa, muayene muayenedir.  

Bu yazıyı yazarken iki noktayı öne çıkarmak istedim. Birincisi, günün sonunda gerçekten de şehir hastanelerinde muayene süresinin 3 dakikayı geçmediği gerçeğidir. Bankamatikten para çekilen süre ile parkinson tanısı koyması için doktora ayrılan süre hemen hemen eşit. Bir hasta olarak siz, 3 dakika içerisinde derdinizi anlatabilir misiniz? Bilimle bağdaşmayan bu rakamlar, yıllar içerisinde gerçekliğimiz haline geldiler.  

İkinci ve bu yazı özelinde daha önemli bulduğum nokta ise, kamu yararına olması gereken hastanelerin nasıl VIP hizmet noktalarına dönüştüğüdür. Şehir hastaneleri, ekonomik yapıları gereği kuruluşlarından beri tam bir devlet hastanesi değil, kamu-özel işbirliği ile uydurulmuş yapılar ve sağlıkta belki özel hastanelerden bile hissedilir bir şekilde sıradan vatandaş-ayrıcalıklı vatandaş ayrımının olduğu yerler. Devletin parasıyla, yani vergilerimizle her yıl milyonlarca TL harcanan bu yerlerde yatacak yatak bulamazsanız, aklınıza, rezerve tutulan devasa suit VIP odalar gelsin. 

Yazıyı uzatmak pahasına, temmuz ayında hastaneden önünüze geçecek birkaç kişiden daha bahsedeceğim. Biliyorsunuz 7-8 Temmuz NATO Zirvesi nedeniyle Ankara’da 2 haftalık olağanüstü bir hal ilan edildi. Yollar yenileniyor, binalar boyanıyor, etkinlikler yasaklanıyor… O hafta, gelecek olan NATO üyeleri için şimdiden Şehir Hastanelerinde yataklar (servis ve yoğun bakım yatakları) rezerve edildi. Ayrıca 6-7-8 Temmuz’da polikliniklerin randevu sayıları da yarı yarıya düşürülecek. Halk sağlığı söz konusu olunca dikkate alınmayan hasta sayıları, NATO üyelerinin rahatı ve hastanelerdeki güvenliği düşünülerek tek bir karar ile yarı yarıya düşürülmüş.Yani doktorlar olarak nihayet, 20 dakikada 1 hasta bakacağız! Yani hastamızın derdini dinleyebilecek, sakince düşünebilecek, ilgilenebileceğiz! Ben o tarihlerde poliklinikte olmayacağım ama keşke olsaydım ve meslek hayatımda bir daha yaşayamayacağım bu deneyimi yaşayabilseydim. Yine bir tavsiye ile yazımı sonlandırayım, bir rahatsızlığınız varsa önümüzdeki ay randevunuzu bu tarihlere denk getirmeye çalışın derim. Böylece sizler de bir hasta olarak kendinizi rahatlıkla ifade edebilir, birden fazla şikayetinizden uzun uzun bahsedebilir, anlaşılmanın konforunu hissedebilirsiniz.  

Sosyal Medyada Paylaş

Yazılar

Yazılar