Sevr Antlaşmasının 106. yıldönümü olan 10 Ağustos günü, Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun, TBMM Genel Kurulunda 468 milletvekilinin oyuyla kabul edildi. 88 milletvekili ret oyu verirken, 6 milletvekili çekimser oy kullandı. 30 milletvekili ise oturuma katılmadı. Bu yasanın her maddesi, özellikle anayasanın değiştirilemez ilk dört maddesi dahil diğer birçok maddesine aykırı olmasına karşın kabul edilmesi, barış ve demokratikleşme adına bir kandırmacadır. Anayasa ihlal edilerek atılan adımların çözüm olarak sunulması ile toplum uyutulmaktadır.
Bu yasa önümüzdeki dönem yapılmak istenen anayasa değişikliği için öncü niteliği taşımaktadır. Böylece halk oyuna gerek kalmadan anayasa TBMM’de değiştirilebilir. Önümüzde oldukça çetin ve zorlu günler bizleri beklemektedir.
CHP’den 29 kabul oyuna karşılık 2 ret oyu çıktı ve 14 milletvekili oylamaya katılmadı. Yeni Parti’den 35 kabul oyuna karşılık 54 ret oyu çıktı ve 2 milletvekili oylamaya katılmadı. Türkiye İşçi Partisi ve Emek Partisi de kabul oyu vererek, emperyalizmin kucağında siyaset yaptılar.
TBMM’de grubu bulunan siyasi partiler arasında bu yasaya tüm milletvekilleriyle hayır oyu veren İYİ Parti ve genel başkanlarının yasa görüşmelerinde yaptığı konuşma övgüye değerdi. Kesin hükümsüzlük (mutlak butlan) kararı sonrasında CHP’nin bu yasaya evet oyu vermesi şaşırtmadı. Yeni Parti’nin de bu yasaya evet oyu vermesi şaşırtıcı değildi zaten. Yeni Parti’nin genel başkanı, CHP genel başkanı olduğundan beri Kürt sorunu, eşit vatandaşlık, ana dil gibi konuları sürekli gündeme getirmektedir. Hatta el yükseltip, Kürtlere devlet teklif etmişliği bile vardır. Atatürkçülüğü ve kurucu ilkeleri savunduğunu söyleyen Yeni Parti’nin, bu oylamada ortaya koyduğu tutum, söylemleriyle çelişmektedir.
Yeni Parti genel başkanı çerçeve yasa teklifini eleştirmesine karşın, “hayır deseydik barışa karşı çıkmakla suçlanacaktık” diyerek yasaya evet oyu verdi. Halbuki ülkemizin bütünlüğünün tartışıldığı bir süreçte kurucu ilkeleri savunduğunu bildiren bir partinin açık ve ortak bir siyasi irade ortaya koyarak hayır oyu vermesi gerekirdi.
Üstelik genel başkanın bu açıklamasına karşın yasaya hayır oyu veren 54 Yeni Parti milletvekili barışa hayır mı demiş oluyor? Aynı şekilde bu yasaya karşı çıkan milyonlarca insan barışa hayır mı demektedir? Barış ile terörü birbirine karıştıranlarla, PKK terör örgütü üyelerine ve bebek katili başına af çıkartanlarla aynı yerde durmak yanlıştır. “Hayır dersem barışa karşı çıkmakla suçlanırım” mantığıyla siyaset yapılmaz. AKP ile mücadele etmek için cesur olmak ve AKP’nin argümanlarından korkmamak gerekir.
Şimdi Yeni Parti genel başkanının verdiği evet oyu için çeşitli senaryolar üretilmeye ve hak etmediği övgüler düzülmeye başlandı. PKK terör örgütüne af getiren bu yasaya evet oyu ile AKP’nin oyununun bozulduğu ve eşsiz bir stratejik hamle yapıldığı yazılmakta, söylenmektedir. Açıkça genel başkanın tüm yanlışları benim tüm doğrularımdan daha doğrudur anlayışı ile siyaset yapılarak, biat kültürü egemen kılınmaktadır.
Kemal Kılıçdaroğlu’nun 13 yıllık genel başkanlığı sürecinde bilerek, isteyerek ve özellikle yaptığı tüm yanlışları görmeyip, alkışlayanlar, yaptığı her yanlışa da bir kılıf uydurmuştu. Şimdi aynısı yine ve yeniden Özgür Özel için yapılmaktadır. İki yanlıştan bir doğru çıkmayacağını henüz anlayamayanlar, biat kültürüyle yoğruldukları için ülkemizin bölünmesine bilerek ya da bilmeyerek destek olmaktadır.
Sorun; çözüm, barış veya demokratikleşme değildir. Sorun; yeni anayasa ile Tayyip Erdoğan’a başkanlık yolu açmaktır. Eşsiz liderimiz Atatürk’ün kurduğu ve uğrunda milyonlarca canla, kanla bedel ödenmiş olan Türkiye Cumhuriyeti önce teröristlere pay edilip sonra yok edilmek istenmektedir. Türk Milleti’nin üniter yapısına, varlığına ve milli birliğine kurulan tuzağın farkına varmanın zamanı çoktan gelmiştir.