More

    Karşıdevrim Sürecinin Yeni Aşaması: “Butlan”-“Mutlan” Aldatmacası

    CHP’nin kurumsal kimliğine yapılan saldırı hangi “hukuksal” temele dayandırılırsa dayandırılsın tam bir “sistem” faciasıdır. “Butlan” “mutlan” ya da başka bir gerekçe ile sürdürülmek istenen ve de amaçlanan neyse sistemin ayyuka çıkan büyük pisliğini örtemez! Bu bağlamda kör-topal da olsa hukuku/demokrasiyi, devlet geleneğini savunmak, uygulamayı kınayıp cepheden karşı çıkmak ve CHP’yi kurumsal olarak savunmak bir görev ve sorumluluktur diye değerlendiriyorum.

    Aslında konunun hukuksal boyutu ve yasal düzlemi tartışma konusu edilemeyecek denli açıktır. Bu netlik içerisinde gündemi, Seçim Yasası, Siyasi Partiler Yasası, YSK, Anayasa ve diğer ilgili yasalar düzleminde ele alıp tartışmak patinajdan öteye gitmez; kafa karışıklığına yol açarak sosyal enerji yitimiyle konuyu sürüncemeye bırakır. Üstelik kumpasın “meşruiyetine” hizmet eder. Zaten “mutlak butlan” kararıyla YSK varlık nedenini de yadsıyarak bir bakıma kendisi “butlan”/yok hükmüne, durumuna düşmüş olmuyor mu? Üç yıl önce ya da daha önce yapılmış bir seçimi YSK kesinleştirmemiş miydi? Bu seçim güvenliğinden çok öteye var olduğu söylenen anayasal düzene de aykırı değil mi?

    Bugünkü CHP önderliğinin siyasi çizgisinden ve tercihlerinden bağımsız olarak son gelişmelere bakmak gerekir. Kuşkusuz Atatürk’ün partisinin özüne dönmesi, Emperyalizme karşı belirsiz tavrından vaz geçmesi, NATO ve Batı konusunda daha tutarlı olması, bağımsızlıkçı, ulusal, laik ve devrimci tutarlılığı öne çıkarması beklenen-özlenen-ivedilikle istenen bir siyasi tutumdur. Cumhuriyetin kuruluş felsefesine ve devrimlere bağlılık günümüzün siyasi tutarlılığı açısından tam bir ayrım ölçütüdür. Bütün bunları ve çoğaltılabilecek örnekleri bir yana koyarak, siyasi eleştirileri saklı tutmak kaydıyla olgu ve olaylara, gelişmelere bakmak siyaset adabının da kültürünün de gereğidir diye düşünüyorum.

    Ayrıca “mağdur” edilene el uzatmak, dayanışma içinde olmak siyasi bir sorumluluk olduğu kadar toplum olarak genlerimizde ve geleneğimizde de var olduğunu düşündüğüm bir niteliktir. Hukuku dolayısıyla yargıyı öznel çıkarları için kullanıp “Demokles’in kılıcı” gibi sallayan bir anlayışa ve uygulamaya karşı çıkmamak hiçbir siyasi gerekçeye dayandırılamaz!

    Hele bu konuda evini, yurdunu hukuksuz bir uygulamaya karşı savunanları “kargaşa yaratmak” savıyla suçlamak savaşım geleneğimize de büyük haksızlık olacaktır. Toplumsal savaşımın kime ve neye göre “karmaşa”, “anarşi”, “nümayiş” sayıldığı bugüne dek çok görüldü. Özellikle yakın tarihimizdeki “Ergenekon-Balyoz-Casusluk” gibi kumpas davalara karşı sokağa inen milyonlar, Gezi eylemleri gibi şanlı direnişler, kamu emekçilerinin, öğrencilerin/gençlerin ve işçilerin tarihsel eylemleri de hep birilerine göre “yasadışı” idi ve “karmaşa” yaratmak içindi!

    Bugün de yargıyı kendi siyasi çıkarları için akıl almaz yollarla biçimleyip karar alanlar/aldıranlar ekranlarda sözcüleri aracılığıyla “ahkam kesmekteler”! Kamu meşruiyetinden yoksun kararlar her ne denli biçimsel olarak “yasal”, “hukuksal” görünseler de buna dayanarak gerekçe üretmek siyasi körlük değilse tam bir art niyet taşımaktır ve önyargılı bir yandaş tercihtir.

    Bu sırada öne çıkan isimlere takılıp kalmak, sorunu CHP içi savaşım diye nitelemek haksızlık olur. Ya da “tek adam rejimi” dar mantığına kilitlenip konunun toplumsal anlamda bir değişim/dönüşüm olduğunu göz ardı etmek de bir başka yanlış. Nasıl ki Cumhuriyet, arasız devrimlerle taçlanacakken/taçlanması gerekecekken kesintiye uğratıldı ve yaklaşık yetmiş yıldır da karşıdevrim süreci yaşanıyorsa bugünkü uygulamalar da karşı devrimin uygun aralıklarla ve koşullara/duruma/dengelere bağlı olarak uygulamaya soktuğu ataklarıdır. Özellikle son yirmi yıldır adım adım uygulanan budur. Aslında CHP’yi çoktan aşan, kimilerinin dar anlamıyla çok haklı olarak “Tek adam yönetimi/rejimi” dediği, aslında bütünüyle iyi-kötü süregelen, daha sonra kurumsal olarak hesaplaşılması düşünülen ve zaman zaman eyleme geçilen bir Cumhuriyet ve Cumhuriyet Devrimi geleneğinin tamamen yıkılması düşüncesinin, yeni bir karşıdevrim harekatının eyleme dönüşmüş durumu/aşamasıdır, yaşananlar!

    Sevgili Mehmet Ali Güller ’in saptamasıyla, “İktidarın yolsuzlukla mücadele ettiğinin iddia edilmesi en az ABD’nin Afganistan ve Irak’a ‘demokrasi’ götürmesi kadar inandırıcıdır!” Kuşkusuz CHP’de olması gereken arınma, ideolojik olmalıdır. Başka bir sorun gibi görünse de temel ve stratejik bir konumlanma için bu zorunludur. O da Cumhuriyetin kuruluş felsefesine sıkı sıkı sarılmaktan, “Altı Ok” düzleminden şaşmamaktan geçer!

    İktidar cephesinin asıl korktuğu ve çekindiği iktidar seçeneği, Cumhuriyetin kurucu iradesindeki birlik-bütünlüğü ve devrimci seçeneği savunacak bir CHP ve yurtsever/devrimci/sol/sosyalist birikimdir. Bu oluşumdan CHP’yi uzak tutmak ya da partiyi bölmek/güçsüzleştirmek sadece bir seçim taktiği sayılmamalı. Bu bağlamda adaleti, hukuku savunmanın, haksızlığa direnmenin yanında CHP’nin özellikle 2010’dan sonra Sağ’a/Liberalizme yönelmesinden çıkıp kurucu ilkelere ve iradeye yaslanarak Sol’a yönelmesi, bu kıskacı kırmasının ilkesel olarak ilk adımı/davranışı/eylemi olacaktır!

    Yazılar

    Yazılar