Yakın dönem işçi hareketinde, sebepleri, harekete geçirdiği kitleler ve yarattığı sonuçlar bakımından, işçi hareketinin tarihine geçen, ders konusu olacak düzeyde, önemli eylemler yaşandı.
1989 Baharının büyük işçi hareketi, böyledir
Zonguldak işçi destanı, böyledir.
Memurların sendikalaşma hareketi böyledir
Emek Platformunun, işçi sınıfına vurulma istenen zincirleri kıran, sadece işçi sınıfının değil, Türkiye’nin de önünü açan eylemleri, böyledir.
Metal Fırtına eylemleri böyledir.
Özelleştirmelere karşı eylemler böyledir.
Ve elbette, Tekel işçilerinin 78 günlük destanı, böyledir.
*
Bu eylemlerin her biri, yola çıkılırken düşünülen niyetlerin, çok ilerisinde sonuçlara yol açtılar.
Her biri, yola çıkan az sayıdaki işçi kitlesinin ötesinde, binlerin, on binlerin, milyonların amaçları oldu, milyonların talepleriyle birleşti.
Her biri, işçi sınıfımızın, toplumun gerçek lideri olduğunu, toplumun bütün emekçi sınıf ve tabakalarını, köylüyü, esnafı, emekliyi, işsizi, doktoru, mühendisi, hemşireyi, öğrenciyi, kadını, yaşlıyı birleştirebilme yeteneği olan, tek sınıf olduğunu, her defasında gösterdi.
Bu eylemlerin her biri, işçi sınıfımızın vatansever olduğunu, bağımsızlık damarının güçlü olduğunu, ayağa katlığında, emperyalizme karşı mücadelenin merkezi haline gelebildiğini gösterdi.
*
Neden sendikalarımız baskı altında, neden üzerlerinde bunca oyun oynanıyor, neden işçi sınıfımız paramparça edilmeye çalışılıyor, neden eğitimden, kültürden, bilinçten mahrum edilmeye çalışılıyor, işte bu özellikleri yüzünden.
Bugün, niyetinin çok, ama çok ötesinde sonuçlara yol açan, sadece bulunduğu kentin değil, bütün milletin bağrına bastığı bir destandan söz edeceğiz.
Tekel direnişinden, Tekel destanından yani…
*
Burada gördüğünüz maket, kadını erkeği ile sırt sırta veren tekel işçilerini, ellerindeki güvercin ve karanfille, barışa, sevgiye açlıklarını gösteriyorlar.
Sıkılmış yumrukları da kararlılıklarıdır.
TEKEL destanını anlatmaktadır.
*
Tekel işçileri, Cumhuriyetin yarattığı kamu kurumlarının, vatanın kaleleri olduğunu, özelleştirmelerin, esasında vatana saldırı olduğunu ilk kavrayanlardır.
Tekel’in işletmeleri satılmaya çalışılırken, “Tekel Vatandır Vatan satılamaz” sloganıyla, gövdesi ile siper oldular.
Adana Tekel fabrikalarında kadın ve erkek işçilerin 24 saat fabrikada nöbet tuttuklarını bilirim. Evlerden getirilen bebelerini makinelerin aralarında emzirmeye çalışan kadın işçilere tanık oldum. Eşinin getirdiği sefertasındaki yemeği arkadaşıyla paylaşanı gördüm.
Nişanlarını direniş alanında yapanları, Düğün halaylarını tekel işçileriyle kuranları gördüm.
Onlarla sabahlamış, kocaman yüreklerine 24 saat tanık olmuştum.
Sadece Adana’yı değil, Çukurova’yı ayağa kaldırmışlardı.
Malatya Tekel farikasında 14 gün işçilerle birlikte olmuş, Türk askerinin başına çuval geçiren Amerikan askerlerinin intikamını almak istercesine, ellerinde çuvallarla barikatta bekleyen işçi önderlerini gördüm.
Tokat Tekel Fabrikasındaki işçilerin destanlarına tanık oldum.
İstanbul’da, Cevizli Tekel fabrikasında, gözyaşları yağmurla sel olan işçileri gördüm.
Ellerinde Tekgıda-İş bayrakları, Türk bayrakları ile barikatlarda anneleri, babası ile sloganlar haykıran çocuklar gördüm.
Tekel işçisi buydu.
Ve elbette bu mücadeleye satır satır önderlik eden Tekgıda-İş, buydu.
Mustafa Türkel’i o eylemlerde daha bir tanıdım.
Attığı adımlarla sadece tekel işçisinin değil, ailelerin, kentlerin, ülkenin ayağa kalkışını izledim.
Tekel işçilerinin “Tekel vatandır” sloganları ile, fabrikalarını, Kars kalesini, Sur kalesini, Denizli Kalesini, Samsun kalesini savunurken, “özelleştirme bizi ilgilendirmez, biz sadece işçinin durumuna bakarız, fabrika ha sabancının, ha devletin” diyebilen cahil entelektüeli, nasıl eğittiğini gördüm.
Kendi fabrikalarının savunmada ikircikli davranan sendikacıları sarstığını gördüm.
Tekel işçisi nedir derseniz, Türk aydınını eğiten, Cumhuriyetin fabrikalarının gerçekte vatan olduğunu sadece işçiye, sendikacıya değil, Türk milletine öğretendir.
İşte bu eylemlerdir ki,
Arkasından Telekom Vatandır’ı getirdi
Sonra, Tüpraş Vatandır,
Seydişehir Vatandır,
Madenler Vatandır,
Limanlar, Seka’lar vatandır eylemleri geldi.
Her yer vatan olduysa, bu bilinç sıçramasında Tekel işçisinin, Tekgıda-İş’in önder rolünü bir kenara yazmak lazımdır.
ANKARA
Peki ya Ankara’daki 78 günlük direnişi?
Bambaşka bir eylemdir bu, bambaşka sonuçlara yol açtı 78 gün.
Hatırlamak, unutmamak lazımdır bunları.
*
Özelleştirmeye karşı eylemler her yerdeydi. Ama ateş düştüğü yeri yakıyordu.
Topyekün direniş olmayınca, Tekel’in fabrikaları da, Telekom da, limanlar, madenler de satıldı birer birer.
Bu kurumların işçileri de, o zamana kadarki hakları gasp edilerek, başka işkollarına, başka fabrikalarına gönderildiler. Her biri eski sendikalarından, eski haklarından oldular. AKP, 4/c statüsü denilen köleliği uyguluyordu artık.
Ama eski Tekel işçisi rıza göstermedi köleliğe. Eski sendikalarından, Tekgıda-İş’ten, Mustafa Türkel’den yardım istediler.
Görüşürler, Ankara’ya gelinecek hep beraber.
8.500 kişiydiler. Ama 2.500’ü ancak gelebildi.
Mustafa Türkel o sırada Türk-İş Genel Sekreteridir ayrıca.
Sadece eski TEKEL işçisi değil, özelleştirilen her işletmenin işçisi zulüm yaşamaktadır. Durdurmak lazımdır zulmü. Sorunu Türk-İş da sahiplensin, bütün sendikalar sahiplensin istemektedir Türkel.
O yüzden Ankara olur adres. O yüzden karargah Türk-İş’in önü, Sakarya caddesi olur.
Tarih, 14 Aralık 2009. Ankara ayazı.
Bakalım neler olmuş sonra;
1-) İTİBARI YERLERDE OLAN SENDİKACILIK SAYGINLIK KAZANDI
Özelleştirmelerin hızlandığı yıllar.
Çok sayıda kalesi, çok sayıda fabrika, işletme satılmak istenmektedir.
Ancak AKP iktidarı ve basındaki yandaşlar, sendikacıların zaaflarını dosyalamışlar. Saldırıyorlar sendikacılara. Neresi özelleştirilecekse, işçi nerede kıpırdanmak istiyorsa, önce oranın sendikasına saldırırlar.
Gazete manşetlerinden çarşaf çarşaf sendikacı haberleri yapılır. Yolsuzluklar, gece alemler, vs vs.
Maksat özelleştirmeye direnişleri kırmak, sendikacının karalamak.
Sendikacının itibarı yerlerde.
Toplum şaşkın, işçinin sendikacıya güveni kalmamış.
*
Tekel işçisinin sahneye fırlaması tam da böyle bir zamandadır.
Tekgıda-İş saldırıları umursamamış, işçiyi Ankara’ya çağırarak meydan kumuş.
Bir yıldır aidat bile almadığı işçi bunlar üstelik.
Üyesi bile değil.
Millet sarsılır, oluk gibi destek yağmaya başlar Tekel işçisine.
Ankara ayazında çadır kuran işçiye, odun, kömür, battaniye, yiyecek ve para…
Türkiye’nin her yerinden, on binlerce insandan yardım, her yerden…
Sendikacılığı temize çıkaracak ikinci sınav…
Gelen yardımı işçiye dağıtmak lazım…
Eşit ve lekesiz dağıtmak lazım…
Hele de paraları kuruşluna kadar sahibine, işçiye harcamak lazım…
Her bir yardım üzenler ulaştırılır işçiye.
Bankada işçiye hesap açılır. İşçilerle birlikte deneyimi yapılır paranın. Ve her kuruşu işçiye harcanır.
Sonra da gelirin ve giderin kuruşu bile yazılarak koca pankartlarla işçi meydanına asılır.
Sadece işçi değil, desteğe gelenler görür yardımının yerine ulaştığını, basın görür, bütün millet görür.
Bu iki büyük hamle, karalanarak telsi alınmak istenen sendikacılığı aklar, sendikacı başını kaldırır yeniden, özgüven kazanır, işçinin başına geçer yeniden.
İktidarın gizli dosyalarla, yandaş gazetelerin manşetleriyle karalamaya çalıştığı sendikacılık, milletin gözünde de, işçinin huzurunda da aklandı.
Ayaklar altındaki sendikacılığın, itibarı kurtarılmıştı.
Tekel işçisi ve Tekgıda-İş yapmıştır bunu.
2-) TOPLUMSAL KORKU KIRILDI
Ergenekon ve balyoz operasyonlarının hızlandığı günlerdi.
İki kişi yan yana gelmekten korkuyor, telefonla bile konuşamıyordu.
Ankara’da başlayan işçi rüzgarı korkuları paramparça etti. Millet ayağa kalktı. Yüz binlik mitingler yapıldı.
Ergenekon ve Balyoz tertiplerine karşı milletin ayağa kalkmasında, o karanlık tertiplerin çöpe atılmasında, Tekel direnişinin payı önemlidir.
3-) PARÇALANMAK ÜZERE OLAN TÜRK-İŞ BİRLEŞTİ
Özelleştirmelerle, işçinin köleleştirilmesi için üretilen yeni icatlarla işçi sorunları tırmanmış, Türk-İş içten içe kaynıyordu.
Türk-İş’in sorunlara karşı yeterince tavır almadığını düşünen Türk-İş’e üye 10 sendika, “18 Aralık 2009 tarihinde “Sendikal Güçbirliği” imzasıyla ortak bir bildiri yayınladılar;
Dediler ki,
“Türk-İş, Konfederasyon olmanın gereğini yerine getirmeli, diğer konfederasyonlarla ortak mücadele etmeli. Aksi halde Türk-İş’ten ayrılmak, yeni bir konfederasyon kurmak gündeme gelebilir” dediler.
Türk-İş parçalanmanın eşiğine gelmişti.
Tekel işçisinin yarattığı büyük rüzgar, parçalanmak üzere olan Türk-İş’i yeniden birleştirdi.
17 Ocak 2010 tarihi için miting kararı alındı.
200 bin kişi katıldı mitinge.
Türk-İş’in bütün sendikaları gelmişti.
Tekgıda-İş Sendikası ve Genel Başkanı Mustafa Türkel, sadece Türk-İş’i uyaran “Sendikal Güçbirliği” hareketinin başında olmakla kalmamış, Türk-İş’i yeniden işçi sınıfının sorunları zemininde birleştiren ve ayağa kaldıran mücadelenin de önderliğini yapmıştı.
4-) KONFEDERASYONLAR DA BİR ARAYA GELDİ
Yeniden birleşen Türk-İş, bununla da kalmadı.
Diğer konfederasyonlar da bir araya geldi.
Türk-İş, DİSK, KESK ve T. Kamu-Sen, “4/C’nin ve kuralsız, güvencesiz uygulamaların kaldırılması için, çalışma yaşamının tüm sorunları için ortak bir mücadele” kararı aldılar.
Bu rüzgar, Tekel işçisi, Tekgıda-İş ve önderleri sayesindedir.
5-) SENDİKALAR BARAJLARDA BOĞULMAK İSTENİYORDU
O günlerde AKP iktidarı, sendika üyeliğinin hesaplanma yöntemini değiştirerek, sendikaları baraj altında bırakmaya, toplu sözleşme yapamaz duruma düşürmeye hazırlanıyordu.
Bu plan, DİSK’e bağlı sendikaların tamamını,
Hizmet-İş Sendikası dışındaki Hak-İş’e bağlı sendikaların tamamını ve
Türk-İş’e bağlı sendikaların 26’sını,
Türl-İş’in Kıbrıs’ta Faaliyet sürdüren Hür-İş ile birlikte 33 sendikası bulunmaktadır.
32 sendikanın 26’sı, barajda boğulacak, yetkileri düşürüldüğü için toplu sözleşme yapamayacaklardı.
Niyet, sendikal hareketi bitirmekti.
ve 17 Ocak 2010 tarihinde uygulamaya sokulacaktı.
TEKEL direnişi, planı 1 yıl erteletti. Sonra da tümüyle çöpe atıldı.
Türkel’in, Tekgıda-İş’in önderlik ettiği Tekel direnişi, sadece Türk-İş’i parçalanmaktan kurtarmamış, sendikal hareketi barajda boğulmaktan da kurtarmıştı.
6-) 4/C’DE BÜYÜK İYİLEŞTİRME
Tekel direnişi, başta TEKEL işçileri olmak üzere, yaygın ifade ile 4/c statüsündeki bütün işçilere, büyük kazançlar sağladı.
Bir aydan sonra sebepsiz işten çıkarabiliyorlardı, bu engellendi,
İş ne zaman biterse o zamana kadar çalışıyor, yasal süreden fazla çalıştıklarında almaları gereken fazla mesai ücretini alamıyorlardı. Bu yasa dışı uygulama düzeltildi, fazla çalışmaların her süresi fazla mesai ücretine tabi kılındı.
İşçiler bir yıllık sözleşmelerle çalıştırılıyor, sözleşmesi yenilenmeyen işçi çıkarılıyordu. Bu uygulama çöpe atıldı,
Kıdem tazminatı ve yıllık izin vermemek için 10 aylık sürelerle çalıştırılan işçinin 11 ay çalıştırılması 22 gün de izin hakkı kazanması sağlandı.
Böylece her yıl için kıdem tazminatı hakkı da kazanmış oldu.
İşçiye bir ayda en fazla 2 gün hastalanma hakkın var diyorlardı. Bu saçmalık kaldırıldı. Hastalığı olan işçinin yılda 30 güne kadar hastalık izni kullanabilmesi sağlandı.
Ve elbette ücretleri artırıldı.
Ankara’da eylem yapan 4/c statüsündeki 2.500 Tekel işçisi, bütün 4/c koşullarındaki işçilere, haberleri bile olmadan bu hakları sağlamıştı.
7-) KÖLE TİCARETİ TASARISI GERİ ÇEKİLDİ
AKP iktidarı, 2016 yılı sonunda çıkardığı “köle ticareti” denilen Özel İstihdam Büroları yasasını, daha o günlerde, 2009-2010 yıllarında çıkarmak istiyordu.
Ancak Tekel direnişi günlerinde bunu göze alamadı, 2016 yılına öteledi.
Tekel direnişinin bir başarısı da budur.
***
Eylem sonrası evine dönen işçilerin büyük kısmı, yol açtıkları bu sonuçların çoğundan habersizdi.
Tekel işçisi bunlara yol açmıştı.
Tekgıda-İş ve önderi Mustafa Türkel, işçi sınıfının ve sendikal hareketin en zorda olduğu zamanda, bu tarihi sıçramaya yol açmış, sendikal hareketin önünü böylesine açmıştı.
Tekel işçisine Tekgıda-İş sendikasına ve başta Mustafa Türkel olmak üzere bütün önderlerine, selam olsun!