ABD ve İsrail’den İran’a ortak saldırı | İran misilleme başlattı
28 Şubat 2026 sabah saatlerinde, Ortadoğu tarihinin en kapsamlı askeri saldırılarından biriyle sarsıldı. ABD ve İsrail, nükleer müzakerelerin devam ettiği bir süreçte İran’a karşı “Aslan Kükremesi” adı verilen ortak askeri saldırı başlattı. İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz’ın “önleyici saldırı” olarak nitelediği operasyonun, Washington ve Tel Aviv tarafından aylar öncesinden planlandığı ve haftalar önce tarihinin belirlendiği ortaya çıktı.
ÖNCEDEN TASARLANMIŞ SENARYO
New York Times’ın üst düzey yetkililere dayandırdığı habere göre, ABD Batı Asya’daki askeri üslerinden ve bir uçak gemisinden onlarca hava saldırısı düzenledi. Beyaz Saray’ın uyguladığı “önce İsrail vursun, sonra ABD korumak için girsin” stratejisi, savaşı meşrulaştırma çabasından ibaret. Bu taktik, emperyalizin klasik yöntemi: Önce müttefik çatışmaya sokulur, ardından “bölgesel istikrar” ve “müttefik koruma” bahanesiyle doğrudan müdahale gelir.
Saldırı dalgasında Tahran, İsfahan, Kum, Buşehr ve Bender Abbas başta olmak üzere çok sayıda şehir hedef alındı. Operasyonun kapsamı, yalnızca askeri değil, sivil altyapıyı ve enerji tesislerini de içeriyor.
İRAN’I BOĞMA STRATEJİSİ
Emperyalist güçlerin hedef seçimleri, İran’ı yalnızca askeri değil, ekonomik ve teknolojik olarak da çökertme amacını ortaya koyuyor:
Buşehr Nükleer Santrali
İran’ın tek faal nükleer enerji tesisi bombardıman altında. ABD ve İsrail’in yıllardır dillendirdiği “nükleer silah” propagandası, İran halkının enerji bağımsızlığını hedef alan saldırılara kılıf yapılıyor. Oysa İran dini lideri Ali Hamaney’in nükleer silahı haram sayan fetvası ortadayken, saldırıların asıl amacı İran’ı teknolojik olarak geri bırakmak ve enerji altyapısını çökertmek.
Bender Abbas Limanı ve Çabahar
İran’ın Hint Okyanusu’na açılan stratejik kapıları, ticari ve askeri lojistik merkezleri yoğun bombardımana tutuldu. Bu, emperyalizmin İran’ı kuşatma ve boğma stratejisinin somut adımı. Özellikle Çin ve Hindistan’la yapılan anlaşmalarla güçlenen İran ekonomisinin can damarları hedefte.
Devrim Muhafızları Karargahları
İlk saldırı dalgasında çok sayıda Devrim Muhafızları personelinin yaşamını yitirdiği belirtiliyor. Emperyalizm, direnişin omurgasını oluşturan bu yapıyı hedef alarak İran halkının iradesini kırmayı amaçlıyor.
“ÖZGÜRLEŞTİRME” PROPAGANDASI
ABD Başkanı Donald Trump’ın saldırı sonrası yaptığı açıklamalar, operasyonun gerçek yüzünü gözler önüne seriyor:
“Füze sistemini imha etmek, İran donanmasını felç etmek, İran hükümetini devirmek, İran halkını özgürleştirmek.”
Bu “özgürleştirme” söylemi, Afganistan, Irak, Libya ve Suriye’de binlerce insanın katledilmesiyle sonuçlanan emperyalist müdahalelerin karbon kopyası. Trump’ın Devrim Muhafızları’na yönelik “silahlarınızı bırakın yoksa ölümle yüzleşirsiniz” tehdidi, işgalcilerin dayatmacı dilinin tipik örneği.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun “İran halkı kaderini eline alsın” çağrısı ise, Siyonist rejimin bölge halklarına yönelik nefret politikasını gizleyemiyor. İsrailli siyasetçilerin Purim Bayramı’na atıfla “Haman’ı yendik, Hamaney’i de yeneceğiz” söylemi, aslında Pers İmparatorluğu dönemindeki dini-siyasi çatışmayı günümüze taşıyarak bölgeyi mezhep savaşlarına sürükleme amacı taşıyor.
İRAN’IN ANINDA YANIT VERDİ
İran, saldırıya dakikalar içinde yanıt verdi. Devrim Muhafızları’nın yaptığı açıklamada “ilk dalga füze ve İHA saldırıları başlatıldı” duyuruldu. Bu hızlı yanıt, İran’ın hazırlıklı olduğunu ve caydırıcılık gücünü koruduğunu gösteriyor.
İsrail’in kuzey bölgelerinde patlama sesleri yükselirken, işgal rejiminin hava savunma sistemleri devreye girdi. Çatışmaların ikinci saati itibarıyla karşılıklı saldırılar sürüyor.
İran Meclisi Ulusal Güvenlik Komitesi Başkanı İbrahim Azizi’nin sözleri, Tahran’ın kararlılığını ortaya koyuyor:
“Sonucu sizin elinizde olmayacak bir yola girdiniz.”
SİBER CEPHE VE SAVAŞIN FATURASI
Hava saldırılarıyla eş zamanlı olarak İran’ın stratejik altyapısı ve devlet medyası siber saldırılarla hedef alındı. IRNA ve Rokna gibi haber ajanslarının hacklenmesi, emperyalizmin “bilgi savaşı” olarak adlandırdığı kirli yöntemlerin bir parçası. Amaç, İran halkının doğru haber almasını engellemek, kafa karışıklığı yaratmak ve moral-motivasyonu kırmak.
Savaşın sahada yarattığı tahribatın yanı sıra, halk üzerindeki etkileri de görülmeye başlandı:
· Tahran’da benzin istasyonlarında uzun kuyruklar oluştu
· Başkentte yaşayanların bir kısmı şehri terk etmeye başladı
· İran hava sahası tamamen kapatıldı
· Bazı bölgelerde telefon hatları kesildi
· İsrail’de okullar tatil edildi, halk sığınaklara yöneldi
Bu tablo, savaşın yükünün her zaman olduğu gibi yine halkların omuzlarında olduğunu, silah tekellerinin ise kasalarını doldurduğunu gösteriyor.
BÖLGESEL DİRENİŞ VE ANTİ-EMPERYALİST MÜCADELE
ABD-İsrail ortak saldırısı, Ortadoğu’yu soykırımcı savaşın devamı olmakla beraber bu saldırı, aynı zamanda direniş eksenini de kenetliyor. Suriye, Lübnan, Yemen ve bölgedeki tüm direniş güçleri, emperyalizmin oyununu bozmak için harekete geçme sinyali veriyor.
Lübnan Hizbullahı’ndan yapılan ilk açıklamada, “Siyonist düşmana karşı İran’ın yanında yer alınacağı” bildirildi. Yemen’deki Ensarullah hareketi de benzer bir dayanışma mesajı yayımladı.
EMPERYALİZMİN SINIRSIZ HAYDUTLUĞU
Unutulmamalıdır ki bugün Tahran’ı vuran emperyalizm, yarın Bağdat’ı, hatta Ankara’yı vurabilir. Anti-emperyalist mücadele, tüm mazlum halkların ortak davasıdır. İran halkının yanında olmak, Siyonizm ve emperyalizme karşı durmak, insanlık onurunu savunmaktır.
Ortadoğu’da akan kanın tek sorumlusu, bölgeyi yeniden paylaşmak isteyen emperyalist güçler ve onların yerli işbirlikçileridir. “Aslan Kükremesi” operasyonu, bu gerçeğin bir kez daha kanlı harflerle yazıldığı bir tarih sayfası olarak kayıtlara geçiyor.
Gelişmeler oldukça güncellenecektir.