Aleviliğin öz kültürü, Ehli-Hak yani Yarsanî ve Kakai geleneklerinden beslenir. Bu kültürlerde insan ve toplumu merkeze alan hakikatçi bir anlayış vardır ve eşitlik, adalet, dayanışma gibi değerler ön plandadır. Aleviliği bu köklü bağlamdan kopararak anlamaya çalışmak, hem inancın özünü kavrayamamak hem de tarihsel süreçte meydana gelen yozlaşmayı göz ardı etmek anlamına gelir.
HAKİKAT VE İNSAN MERKEZLİ YAKLAŞIM
Alevilikte hakikat, bireyin bilinci ve toplumsal eylemleri üzerinden kavranır. Tanrı-insan ayrımı, Ehl-i Hak felsefesinde insanın içsel bilinci ve doğa ile uyumunda somutlaşır. İnsanın toplumsal sorumluluğu, eşitlik ve dayanışma ilkeleri ile birleşerek hakikati ortaya çıkar. “İnsancıl olan hiçbir şey bana yabancı değildir” anlayışı, Aleviliğin felsefi özünü özetler. Yarsanî ve Kakai kültürleri, insanın kendi bilincini geliştirmesi ve toplumsal ilişkilerde hakikati deneyimlemesi üzerine kurulu sistemlerdir. Bu öğreti, mistik bir soyutlama yerine toplumsal ve bireysel pratiği temel alır. İnsan merkezli yaklaşım, bireyin yaşam deneyiminden toplumsal adalete uzanan bir süreci kapsar.
DEDELİK MAKAMI VE YOZLAŞMA
Dedelik kurumu, başlangıçta toplumsal dayanışmanın, bilgeliğin ve hakikatin temsilcisiydi. 17. ve 18. yüzyıllarda Osmanlı merkeziyetçi politikaları ve toplumsal dönüşümler nedeniyle bu makam kalıtsal bir hiyerarşiye dönüştü. Dedeler, halkın vicdanı ve hakikatin temsilcisi olmaktan çıkıp ayrıcalıklı bir statü kazandılar. Dr. Hikmet Kıvılcımlı’ya göre, bu yozlaşma yalnızca dini bir olgu değil, toplumsal bir süreçtir. “Allah, Kuran, Peygamber” gibi semboller, halkın eşitlik ve hakikat arayışını desteklemek yerine, merkezi otoriteyi ve ayrıcalıkları pekiştiren araçlara dönüşmüştür. Böylece Dedelik makamı, Aleviliğin özgün felsefi ve toplumsal işlevinden uzaklaşmıştır.
BİLİMSEL BAKIŞ
Aleviliğin özgün insancıl yapısı, toplumsal ve ekonomik koşullardan bağımsız düşünülemez. Dedelik makamındaki yozlaşma, üretim ilişkileri ve toplumsal güç dengelerinin bir sonucudur. Toplumsal eşitsizlikler, dini otoriteler aracılığıyla pekiştirilmiş ve Aleviliğin eşitlikçi öğretileri zayıflatılmıştır. Bu çerçevede Alevilik, insanı ve toplumu merkeze alan bir hakikat öğretisi olarak anlaşılmalıdır; dogmalar yerine bilinçli toplumsal eylem ön plana çıkar. Toplumun bireysel ve kolektif bilinç gelişimi, hakikatin somut biçimde deneyimlenmesini sağlar.
HAKİKATÇİLİĞİN GÜNÜMÜZDEKİ ÖNEMİ
Günümüzde Aleviliğin hakikatçi ve insan merkezli yönünü anlamak, toplumsal eşitlik ve dayanışma bilincini güçlendirmek için önemlidir. Öz kültürüne dönmeden, dogmalar ve ritüeller aracılığıyla Aleviliği yorumlamak, toplumsal farkındalığı zayıflatır ve yozlaşmayı sürdürür. İnsan merkezli yaklaşım, bireyin yaşam ve toplumsal deneyimi ile hakikati birleştirerek, çağdaş bir Alevi bilincinin temelini oluşturur.
SONUÇ
Aleviliğin öz felsefesi, insan merkezli, eşitlikçi ve toplumsal bir hakikat anlayışına dayanır. Ehli-Hak kültüründen uzaklaştıkça, merkezi otoriteler ve dogmalar aracılığıyla yozlaşma başlamıştır. Bugün Aleviliği anlamak ve yaşamak, öz kültürüne dönmek, insancıl değerleri esas almak ve toplumsal bilinçle hareket etmekle mümkündür.
Kaynakça
1- Kıvılcımlı, Hikmet. İnsanlık Tarihi ve Din. Tarih Devrim Sosyalizm Yayınları,1965.
2-Mehrdad R. Izady. The Kurds: A Concise Handbook. Taylor & Francis,1992.
3-Irene Melikoff. Uyur İdik Uyardılar. Cem Yayınları, 1993.
4-Hamit Bozarslan. Modern Türkiye’de Alevilik. İletişim Yayınları, 2002.
5-Ahmet Yaşar Ocak. Babailer İsyanı: Aleviliğin Tarihsel Altyapısı. Dergâh Yay., 1996.