GİRİŞ:
Erken sosyalist toplumların dağılması elbette birçok soruyu yeniden gündeme taşımaktadır. Hatalar, kaçırılan fırsatlar ve ihmaller pratik ve teorik açıdan gözden kaçırılmayacak kadar pek belirgin. Kendine özgü sorunlardan kaynaklanan problemlerin kaçınılmaz eleştirileri beraberinde getireceğini pek hesaplamadan yapılan istişareler çok işe yaramadı.
Emperyalizmin sistemlerin karşıtlığı mücadelesinde barışçıl, demokratik, sivil
ve modern dünyanın düzenin de zafere ulaşmadı. Tam tersine savaşın rehabilite edilmesinde kullanılan stratejik sömürü araçlarının, emperyalist politikanın bir aygıtı olarak, sosyalist ekonomilerin işlevsizleştirilmesi ile sosyalist kazanımlar yok edildi
Venezuela’ya karşı yürütülen sömürü ve ambargoların halkın daha çok yoksullaşmasına sebep olurken, sosyalist kazanımların kalıcı olarak sürdürülebilmesini epeyce zorlaştırmıştır.
“Karşıt -Muhalife surat kapalı” olunca yapılan toplumsal, ekonomik ve sosyal eleştiri ve analizler tek yanlı ve tek boyutlu bir içerikte olmasının yanında salt ve sadece sosyalist toplumların yanlışları ve hataları daha çok görülmeye başlandı. Emperyalizmin zaferi piruz zaferi gibi olsa da, kitlelerin gözünde monopol ve finanz kapitalin ideologları kendilerini tarihsel olarak haklı görmeye başlamışlardır.
Emperyalizmin Döngüsü:
Ancak görülüyor ki, kapitalizmin siyasi iktidarları doğayı ve canlı hayatı eskiden olduğu gibi daha pervasızca yağmalamaktalar ve gittikçe yerküreyi yaşanmaz hale getirmekteler. Artık görüyoruz ki sermaye odaklı ve sömürünün kaçınılmaz hırsı içinde tekelci finanz diktatörlüğü ile kol kola olan siyasi administrasyonlar/yönetimler, özellikle Batı emperyalizmin siyası oligarkları ve dijital-feodal dikta rejimleri inşa edebilmek için sömürü ağlarını genişletmek istiyorlar. Tamamen halka rağmen, demokratik ve hukuk zemininde olmayan bu tür somut girişimler, bireyin ve toplumun özlük hakları birer birer yok edilmektedir. Temel yaşam hakkı artık dokunulabilen ve gerektiğinde yok sayılabilen bir olguya ve algıya dönüşmüştür.
Leninist teoriye göre emperyalizm, yapısal dönüşüm ve değişimlerin sonucu olarak kapitalizmin fonksiyonel evreleriyle ilgilidir: Buna göre sermayenin konsentrasyonu ve onun nerde nasıl kümelendiği önem kazanırken, bu bağlamda olan sermayenin dışa yönelimi ile oluşan ürünlerin global bir pazara dönüşmesi sonucu politik güce kavuşmuş iktidarların desteği ile siyasi ve askeri nüfuz elde edilir ve emperyalizm elde ettiği bu kazanımla sömürü ağını genişletir ve ülkeleri baskı altına alır.
20 yüz yılın emperyalizmi bu mana bakımından içeriksel özelliğinden ve Yoldaş Lenin’in betimlediği gibi kaybetmiş bir geçerliliği yoktur. Değişken dönüşümler içinde genişleyen sermayenin dünya pazarlarında ki rolü gelişmiş olarak kabul edilen kapitalist ülkelerin oluşturduğu merkezi sermayenin oluşturduğu IMF, Dünya Bankası ve diğer tüm parayı kontrol eden Metropol kapitalizmin Finans oligarklar- ve tröstlerin Kapitalizmi bir Dünya Kapitalizmi olarak, global ve küreselleşen paranın dolar cinsinde akkümülatif bir cephe oluşturma mücadelesi küresel kapitalizmin diktatörlüğü ve onun siyasi aktörleri olarak sahnede hareket etmektedirler.
Böylesi yayılmacı finans ve dijital sermayenin küresel- feodal diktatörleri emperyalist yağmanın sınırsızlığında dünya ulusların kaynaklarını ele geçirmekten kaçınmıyorlar. Latin Amerika’yı kendisinin arka bahçesinin ötesine geçen ABD, bu toprakların asıl sahiplerini yok sayarak faşist ve vahşi saldırgan hırslarını katlayarak sömürgeci mantığı ile ele geçirme operasyonlarını sürekli hale getirmektedir. Patolojik hasta konumunda olan ABD, yağmacı kültürünü tarihsel bağlamda sürdürmektedir.
Emperyalizmin geriletilmesinin yegâne en önemli unsuru bu ülkelerdeki (Batı emperyalizmin köklü ülkeleri) demokratik kuvvetlerin güçlü bir anti-emperyalist cephede birleşerek dünya devrim sürecinin bir başlangıç aşaması olarak kayda geçebilir. 1. 2. ve 3. Enternasyonaller örnek alınarak yeni bir enternasyonal oluşumun örgütlenmesine gidilebilir. Az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin dünya kapitalizminin elde ettiği tüm akkümülatif sermayeden dünya haklarının sağlık, eğitim ve sosyal refahı için paylaşılmalıdır. Uluslararası hukuk, askeri müdahaleleri yasaklayarak, ulus devletlerinin sorunlarını sosyal ve hukukun üstünlüğü çerçevesinde ele almalıdır. Birleşmiş Milletlerin yapısı demokratikleştirilmelidir. Her ülke eşit haklara sahip olmalıdır. Metropol Emperyalist odakları lağv edilmelidir.
Diğer yandan metropollerin büyük sermayesi ile kolonyal sermayenin sınıfsal iktidarı bir açıdan yarı kolonyal sermayenin niteliksel özellikleri bakımından kendini sürekli yenileyen bir sermaye olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu sermaye tipinin ikinci dünya savaşı sonrasına tekabül edecek şekilde kendini sürekli geçerli kılan bir yapıya dönüşmüştür. Özellikle 2. Cihan harbinden sonra vuku bulan anti-emperyalist devrimlerin ardından Vietnam, Küba, Çin ve Afrika ve Asya da ki devrimlerinden ötürü emperyalizm, bu ülkelerin bağımsızlığını tanımak zorunda kaldığını görüyoruz.
Öncelikle ve öncel teşkil eden Büyük Türk Kurtuluş savaşı örneği, emperyalizmin hesaplarını ters yüz etmiştir. Dünün anti –emperyalist savaşları ve devrimleri emperyalizmin geriletilmesini sağlarken bugün bu denli devrimler yapılamaz hale geldiğinden, emperyalizm şu anda dünya halklarının nezdinde aslında moral ve ahlaki değerler açısından toptan yenilmiştir. Ancak toplumsal çürüme ise hız kazanmaktadır. Dolaysıyla siyasi ve ekonomik devrimlerin kaçınılmaz eksikliğinden, toplumun büyük kesimleri mücadele azminden yoksun ve çürümenin yarattığı büyük umutsuzluk, kapitalist finans ve dijital sermeyenin öncül güçleri tüm dünyayı ele geçirdiklerini düşünüyorlar. Demokrasi ve insan haklarını hiçleştiren somut olgu psikolojik bir algıya dönüşerek dayanışma ruhunu iğdiş etmektedir.
Zira sömürgeleştirilen ülkelerin egemen sınıf ve güçleri, emperyalist büyük sermayenin direkt Partneri (Komprador sınıf) olarak emperyalizme yeni bir nefes kazandırmışlardır.
Lenin’in kuramı ile örtüşen emperyalizmin fonksiyonel özellikleri ve bugünün dünya kapitalist ekonominin özellikleri arasında kuramsal değil sadece, pratik olarak da bir farklılık gözlemlemek mümkündür. Öncelikle enternasyonal olarak konsantre edilen sermayenin hareketleri ve niteliksel olarak multi ve trans-nasyonal sermayenin dünya pazarının çok önemli alanını işgal ederek, finans sermayenin geniş alanlara yayılması meselesinde emperyalizm yeni bir form ve güç elde etmiş durumdadır.
Bununla birlikte yayılan ve genişleyen sermayenin uluslararası niteliği ile uluslararası üretim güçlerinin de genişlemesine yol açmıştır.
Geç dönem kapitalizmin inşası için öngörülen araçlar ve üretim güçleri 2 binlerin başına kadar devam edebilmiş: ancak, güncel bir krizin eşiğinde olan finans- kapitalizmi, emperyalist ve askeri stratejik konum elde etmek için uluslararası hukuku çiğneme gereği duyacak kadar aciz bir duruma düşmüştür.
Bu krizi ile dijital teknolojinin yol açtığı olanaklar ve değişimi zorlaştıran aygıtların zaman içinde anda hızlanan mekânsal algının değişimi, insan türünün varlık nedenini sorgular hale getirmiştir. İnsan, insani ve insanlık bir kriz içinde.
Toparlanamayan insan, sorgulamayan insana dönüşerek, türsel varlık olarak bir tehdit altındadır. Aklı terk eden ve ona ara veren insan gelişen emperyalist odaklı savaşlara karşı duruşu dik değil eğik ve boyun eğer bir özelliğe kavuşmuştur.
ULUS DEVLETİN IKTİDAR/GÜÇ KAYBI
Multi- ve transnasyonal Şirketler gittikçe ulus devletlerden daha bağımsız hareket etmektedirler. Bu hegemonyanın sağladığı geniş olanaklar ulusların zenginliğini sadece tehdit etmekle kalmıyor, ulus devletlerinin bağımsız kararlar almasını da engellemektedirler. Maden arama alanlarına tanınan imtiyazlar halkın yaşam haklarını derinden sarsmaktadır. Gıda, sağlık- özellikle ilaç sanayii gibi kar paradigmasının en pragmatik özelliği olan insanın her alanda bir metaya dönüştüğünü gözlemlediğim bir yerden baktığımda, temel insani durumların arz ettiği en belirgin insani hakları pek rahatlıkla sermayenin ve dünya kapitalizminin sermaye odak ve güçlerinin yararına kurban edilmektedir. Ulus devletleri sahip oldukları olanakların gittikçe kısıtlandığını ve işlevsiz hale getirildiklerini tespit etmekteyiz. Demokrasi ve temel haklar bu bağlamda kullanılamaz gelmektedir Toplumsal sözleşme- Yasalar ve Anayasal hukuk sistemleri işlevlerini yerine getiremez duruma getirilmiş olarak, ulus devleti kendi öznelinde olması gereken bağımsızlık olgusundan uzaklaştırılmıştır. Geç dönemin burjuva devletleri, şirketlerin ve tröstlerin varlığına bağlı olarak çalışmaktadırlar. Bu güç ve konum emperyalist batının askeri ve stratejik konumunu da belirlemektedir. Ulus devletleri, sermaye güçlerinin para hareketlerini kontrol etmekte gittikçe daha da zorlanmaktadırlar.
Yerküreyi sarmalayan ve savuran liberal-veya Neo- liberalizm devletlerin işleyiş tarzına müdahale ederek ideolojik refleksinden ötürü gerici ve faşizan eğilimleri güçlendirmektedir. Faşizmin gelişmesi ve ırkçılığın yaygınlaşması kapitalizmin bazen öngöremediği sonuçlara yol açmıştır. Hitler Faşizminin yol açtığı sonuçlar dünya tarihinin en gaddar ve en sistematik linç ve ölümün adı olmuştur.
Kamu ekonomisi ve demokratik ekonomik sistem ve üretim tüketim dengesinin sağlanabildiği bir demokratik ulus devleti, bağımsız ve sosyalist bir cumhuriyet hala mümkün.
Çünkü yeraltı ve yer üstü kaynakları yaşayan halkındır ve hakça paylaşılması demokratik kamu ekonomisi ile bu sağlanabilir: Dünya sermaye ve şirketlerin imtiyazlarına dur denilmesi yeterli değildir. Sağlanan imtiyazlar lağvedilmelidir.
KAHROLSUN EMPERYALİZM, YAŞASIN BAĞIMSIZ TÜRKİYE CUMHURİYETİ
Yazarın Son Yazıları
- EMPERYALİZMİN DÜNÜ VE BUGÜNÜ
- ARTI-DEĞER VE İNSAN /İNSANİ ARTI-DEĞER
- DİLSEL YETKİNLİK VE TRANSANDANTALLİK
- İNSANA İÇKİN, ANCAK TRANSENDENTAL / A PRİORİ SÜREÇLER VE KAVRAMLARA GÖZLEM NOTLARI
- MARXİSİZM VE LİBERTENİZM
- BENMERKEZCİLİK/EGOSANTRİK VE AŞIRI COŞKU
- IWAN P. PAWLOW KURAMINDAN S. FREUD’A ELEŞTİREL BİR BAKIŞ /DENEYİM
- PROBLEMBİLİNCİ YA DA YAŞAMIN TÜZE – (HAK, AHLAK VE ETİK) FELSEFESİ İLE OLAN BAĞINTILARI-2
- PROBLEMBİLİNCİ YA DA YAŞAMIN TÜZE – (HAK, AHLAK VE ETİK) FELSEFESİ İLE OLAN BAĞINTILARI
- DÜNYA VEYA ALEM; ONUN EŞEĞİ FELSEFENİN PROBLEMİ: YORUMLAMAK VEYA DEĞİŞTİRMEK
