Burjuvazinin erken dönem soyut talepleri arasında en temel olan ‘özgürlük ve eşitlik’ kavramlarının kapitalist üretim ilişkilerinin özgülünde sanayi mamullerinin artması ile doğru bir orantı var adeta. Bu içkinlikteki üretim tarzının özgürlükle ilintili halde ele alınması veya algılanması toplumsal hürriyetin maddi varlığı ve olgusu ile geçerlilik kazanan tüketim ve üretim özgürlüğünün göreceli var olduğunun kabulü, kapitalizmi yasal zemine hatta hukuki zemine oturtuyor.
Hukuksal ve hukukun üstünlüğü gibi beylik sözler üretim biçim ve mülkiyet yasasının içeriği ile bütünleşmiş olarak, insanın soyut olarak elde ettiğini sandığı hakları karşısında yabancılaşma (Entfremdung) ve insanlıktan çıkma (Entmenschlichung) olarak oluşan varlık biçimi, soyutlanmış olarak var olan ama kullanılmayan ve uygulanmayan hakların, toplumsal eşitsizliğin en önemli halkalarından birini oluşturmaktadır. Kapitalizm dolaysıyla içeriksel olarak hukukun üstünlüğü ilkesini yasal zemine oturtarak çelişkileri görünmez kılabiliyor.
Toplum ve bireyin olma hali ile var olan üretim biçimindeki çarpıklık üretim ve tüketim dengesinin dengesizliği ile açıklanabilir.
Öyle ki toplumsal çürümenin en hassas olan özelliğinde var olan insani durum bir yoksayıcılıkla/hiçlikle açıklanan insanın insan hakkı, pek kolayca görünmez duruma düşmektedir. Soyut idealizmin yarattığı özgürlük ve eşitlik kavramlarının kendine özgü bir diyalektik özelliği vardır. Bu bağlamın oluşturduğu diyalektik durum yabancılaşma ile fetişist üretim veya fetişist mamullerin varlığı, burjuva toplumunun diyalektiğini açıklamaya yetmez, zira burjuva toplumu bu içerikten daha çok karmaşa üreten bir yapıya sahiptir. Zira jakobenist idealizm sosyal eşitliği sadece talep etmiyor, aynı zamanda ona olan bir bağlılığını da ifade ederek politik ve siyasi yelpazede yer aldığını belirtmektedir.
Jakobenizm burjuvazinin en gerçekçi tarzını tanımlar, ancak direkt olarak burjuvalı olduğunu ifade etmez: oysa burjuvazinin belki de en radikal programlarından biridir.
Burjuvazi ise jakobenik tarzını terk ederek, devrim yapmaktan artık çok uzak değil sadece, onun artık böyle bir misyonu yoktur bilinci ile hareket eder.
En asgari düzlemde olmasını beklediğiniz temel insan haklarının uygulanması için bile burjuvazi edilgen ve faktörel olarak işlevsiz.
Bu işlevsizliğe son veren sistem ise sosyalizm sistemidir. Eşitsizliğe son veren sistem olan, sosyalizm yaşayan, her birey için insanlaşma ve olgunlaşmayı bir süreç içinde düşünmektedir. Olgunlaşan bireyin diğer olgunlaşan birey arasındaki ilişki gerçek insani ilişkiyi beraberinde getirmektedir. Üretim ilişkisinin kendisi bir kültür üretimi ile örtüşerek kültür devriminin yarattığı eğitimdeki devrimi izlemesi, bireyler arasında bir dayanışmayı sağlamakla kalmaz, aynı zamanda olgun bireylerin/yurttaşların toplumsal örgütlenmesini de kolaylaştırarak, insanın insanlıktan çıkma durumun engellemektedir.
Bir bakıma burjuvazinin idealinde olan temel haklar sosyalist devrim ve sisteminde gerçekleşme sürecinde işlevsel bir aşamaya geçmektedir.
Libertenist düşüncenin, alışılagelmiş tarzının tamamen dışında olan, en radikal özelliği, insan özgürlüğünün sosyal boyutu ile ilgili olanıdır. Var olan sosyal durumun sonucu olan özgürlükten çok, egemen sosyal durumun yarattığı koşullara karşıt olmanın özgürlüğü ile ilgilidir. Dolaysıyla Libertenizm konfliktler/çatışmaların yumağından ötürü yoğunlaşan toplumsal ilişki- ve koşullardan kaynaklı olarak kendisini araçsal olarak değişimin ve dönüşümün yegane sonucu ve başlangıcı olarak görür.
Romantik diyalektiğin bir boyutu olarak Marksizm de yer bulan libertenist yaklaşım daha çok sol endeksli olmakla birlikte Marksist hareketin içinde yerini pekiştirmektedir.
Özürlük ve eşitlik çağrıları kapitalizm öncesi dile geldiği için romantik diyalektiğin bir sonucu olarak Fransız devrimi ve emperyalizme karşıt oluşan ulusal kurtuluş mücadelesinin sonucu olarak kurulan T.C. ve Türk devrim ve sonuçları itibarıyla devrimci ruh canlıdır ve ilerleyen bir özellik olarak karşımızda durmaktadır.
O halde özgürlük ve eşitlik kavramlarının burjuva ideolojisi olarak değil, libertenist bir duruşun sonucu olarak görmek mümkündür.
İki yüz yıldan beri talep edilen özgürlük ve eşitlik idealinin pratik ve uygulanabilir olabilmesi için, yeni değişim ve dönüşümlere neden olacak koşulların var olması gerekir. Gereklilik bilincinin oluşması ve pratik olarak insan hayatının örgütlenmesinde en önemli araçlara dönüşmesi için sosyalist devrimi zorunlu kılmaktadır.
