“Majestelerinin muhalefeti” terimi, İngiltere’deki parlamenter sistemde, resmi olarak hükümete karşı görev yapan ana muhalefet partisini tanımlamaktadır. Kraliyete olan bağlılık ve sistemin temel ilkelerine sadakat çerçevesinde, hükümeti denetleme ve eleştirme rolünü ifade eder. Ancak bu kavramı, Türkiye siyaseti bağlamında, daha derin ve eleştirel bir noktadan kullanıyoruz. Düzen içinde kalan ve temel küresel güç yapılarına köklü bir muhalefet geliştirmeyen dolayısıyla bağımsızlık meselesini görmezden gelen muhalif anlayışları kastediyoruz. Ülkemizde, bu düzen içi “muhalefet” tarzının; siyasal iktidarın yanında olupta tıpkı İngiltere’deki gibi “hükümeti incitmeden” muhalefet etme versiyonu da mevcut ama ona şimdilik değinmeyeceğiz. Özünde, emperyalist-kapitalist sistemin temel çıkarlarını ve siyasal iktidarın buradaki pozisyonunu sorgulamadan, sadece iktidar partisinin kendisiyle sınırlı bir siyaset yürüten; bu nedenle de mevcut düzende “gölge kabine” veya sistemin “sadık muhalifi” işlevi gören bir konumu tarif ediyoruz. Bu yapı, gerçek anlamda bir alternatif oluşturamaz ve nihayetinde statükoya hizmet eder.
Türkiye; Amerikan emperyalizminin, İsrail üzerinden yürüttüğü emperyalist saldırı, insanlık kırımı, bölgesel istikrarsızlık ve sömürü politikaları nedeniyle hayati bir dönemden geçmektedir. Bu süreçte, CHP’li milletvekili Utku Çakırözer’in NATO Parlamenterler Asamblesi’ne sunduğu ve İran’ı “istikrarsızlık kaynağı” olarak niteleyen raporu, düzen içi muhalefetin çözümsüzlüğünü ve emperyalizm karşısındaki tutumunu bir kez daha ortaya koymuştur.
Raporda İran “Kargaşa/Terör Ekseni” olarak tanımlanmakta ve Çin, Rusya, KDHC gibi ülkelerle ilişkileri üzerinden hedef gösterilmektedir. Ayrıca Kürecik’teki NATO radar üssüne yapılan övgü, yurdumuzun bu üslerle nasıl bir işgale uğradığı ve komşuları için tehdit unsuru haline getirildiği ile ilgili gafleti de gözler önüne sermektedir. İran’ın zayıflatılması durumunda, Türkiye’nin doğrudan hedef haline geleceği de açıktır. NATO, Soğuk Savaş sonrasında Amerikan saldırganlığını meşrulaştırmak için yeni “düşmanlar” yaratan emperyalist bir psikolojik savaş, terör ve işgal aygıtıdır. İncirlik, Kürecik ve Konya gibi Amerikan/NATO üsleri, Türkiye’yi emperyalizmin ileri karakolu haline getiren işgal unsurlarıdır. Türkiye, NATO’dan çıkmadıkça bu tehditlerden kurtulamayacaktır. Rapor, Utku Çakırözer’in, Türkiye’nin ulusal çıkarlarını değil, Amerika’nın emperyalist planlarını esas aldığını göstermektedir.
Çakırözer’in, raporun “NATO’nun kolektif çalışması” olduğu yönündeki savunması ise emperyalizm ile işbirliğini savunamamasını ve perdeleme çabasını göstermektedir. Bu durum, CHP’nin uluslararası emperyalist-kapitalist sisteme olan yaklaşımını bir kez daha gözler önüne sermektedir. Özgür Özel’in “AB yolu CHP’den geçer” sözü ve Ekrem İmamoğlu’nun Nobel Barış Ödülü verdirilen Amerikancı Machato’yu kutlama mesajının içeriği de yine bu çizgiyi tamamlamaktadır. Ayrıca şunu da belirtmek gerekir, bu çizgi, CHP’nin tarihsel kökleriyle taban tabana çelişmektedir.
Yaşananlar defaatle göstermiştir ki, düzen içi muhalefet anlayışı, Türkiye’yi emperyalizmin ve ortaçağ karanlığının prangalarından kurtaramayacaktır.
Gerçek muhalefet, yalnızca iktidara değil, aynı zamanda onun arkasındaki yolsuzluk, terör, kimlikçilik, tarikat ve mafya ağlarını besleyen ABD emperyalizmine ve onun serbest piyasacı düzenine karşı da konumlanmalıdır. Düzen içinde kalan her muhalif anlayış muhalefet alanını işgal ederek özünde emperyalizmin “gölge kabinesi” ya da “majestelerinin muhalefeti” işlevini görmektedir.
Zihinleri düzen dışına çıkarabilmek için Mustafa Kemal Atatürk’ün işaret ettiği gibi, öncelikle maddeyi, yani emperyalizmin ekonomik ve siyasi temellerini anlamak gerekmektedir. Cumhuriyeti ve bağımsızlığı korumanın yolu, tam bağımsızlıkçı ve kamucu bir ekonomik-siyasi hat ısrarından geçmektedir. Kaynaklarımızın uluslararası tekelci sermayenin değil, Türk Milleti’nin çıkarına kullanıldığı bir sistem inşa etmek, gerçek kurtuluşun anahtarıdır.
Çözüm, NATO’dan çıkarak, Cumhuriyet Devrimimizin, anti-emperyalist dış politikasına ve bölgesel ittifaklara dayalı devrimci çizgisine dönmekle mümkündür. Sosyalist Cumhuriyet Partisi (SCP) olarak, Amerikan işbirlikçiliğine, emperyalizme karşı net tavrımızı sürdürerek, halkımızı uyarmaya ve anti-emperyalist, devrimci bir mücadele çizgisinde halk cephesini örmeye devam edeceğiz.
Türkiye’nin gerçek kurtuluşu ancak emperyalist-kapitalist sistemi ve ortaçağ kalıntılarının tasfiyesini hedefe koyan devrimci bir iradeyle sağlanabilir.
Bu mücadelenin yolu; Sosyalist Cumhuriyet Partisi saflarında örgütlü mücadeleden geçer.
Sosyalist Cumhuriyet Partisi; programı, kadroları, fikri sağlamlığı ve özveri birikimiyle bu mücadelenin devrimci karargahı olma yolunda emin adımlarla ilerlemektedir.
Tüm yurtseverleri SCP saflarına katılmaya ve mücadelemizi büyütmeye çağırıyoruz.
