More

    Baş Düşman ve Baş Çelişki: Devrimci Teoriden Sapma

    Bilimsel Sosyalist devrim teorisinin temel taşlarından biri, toplumsal süreçleri çelişkiler üzerinden kavramasıdır. Karl Marx’ın diyalektik ve tarihsel materyalizm anlayışından beslenen bu yaklaşım, toplumsal tarihsel gelişimi karşıt güçlerin mücadelesi olarak analiz eder. Bu analizde, belirli bir tarihsel dönemde yön belirleyici olan çelişkiye baş çelişki, bu çelişkinin karşıt kutbunu temsil eden odaklara ise baş düşman denir.

    Ancak bu kavramlar, devrimci teoriye içkin sınıf analizinden ve tarihsel bağlamdan koparıldığında (yani temel çelişki), içi boş ve ideolojik bağlamından kopuk bir anti emperyalizm tahliline düşülebilir. Türkiye’de bu eğilimin en bariz örneklerinden biri, Vatan Partisi’nin siyasi söylemlerinde gözlemlenmektedir. Özellikle 2015 sonrası süreçte parti ve genel başkanı Doğu Perinçek; emperyalizme karşı mücadele iddiası adına, gerici iktidar bloğuyla açık bir ittifaka yönelmiş ve “baş düşman” kavramını araçsallaştırarak AKP iktidarının tüm pratiklerini meşrulaştıran bir çizgiye savrulmuştur.

    Tarihsel Olanla Güncelin Diyalektiği

    Mao Zedong, 1937 tarihli “Çelişki Üzerine” adlı yazısında, çelişki kavramına sistematik açıklık kazandırır. Mao’ya göre bir toplumda çok sayıda çelişki bulunabilir; ancak bunlardan biri, belirli bir tarihsel anda, tüm toplumsal ve siyasal çelişkiler içinde öne çıkan, çözümü en acil hale gelen çelişkidir. Buna “baş çelişki” denir. Toplumun ya da dönemin bütün gelişim sürecini belirleyen en köklü, en derin çelişkiye de “temel çelişki” adı verilmiştir. Bu çelişki çözülmeden diğer çelişkilerin nihai çözümü de mümkün olmaz.( kapitalist toplumda emek ile sermaye arasındaki çelişki temel çelişkidir)

     Temel çelişki → Toplumun uzun vadeli yapısını ve yönelimini belirler, tarihsel karakterini tayin eder.

    Baş çelişki → Güncel siyaseti ve mücadele stratejisini belirler; kısa veya orta vadede çözülmesi gereken çelişkidir.

     Baş çelişki zamanla değişebilir, ama temel çelişki daha süreklidir.

    Burada dikkat edilmesi gereken husus, Mao’nun çelişkileri donmuş, sabit kavramlar olarak değil, somut tarihsel koşullar içinde dinamik olarak değerlendirmesidir. Aynı ilke, “baş düşman” kavramı için de geçerlidir. Baş düşman, baş çelişkide karşı kutbu temsil eden ve öncelikli olarak hedeflenmesi gereken güçtür. Dolayısıyla değişken, bağlama göre yeniden tanımlanabilen bir siyasal kategoridir.

    Ne var ki, bu kavramlar devrimci bir perspektifle, somut sınıf ilişkileri temelinde (yani temel çelişki bağlamında) değil de, jeopolitik taktiklere indirgenmiş bir biçimde ele alındığında, devrimci mücadelenin içeriği boşaltılır ve yerini karşı-devrimci ittifaklara bırakır.

    Vatan Partisi’nin yaptığı tam da budur. Bilimsel Sosyalist çerçevede “baş düşman”, değişken bir siyasal kategoridir. Ancak Vatan Partisi’nin söyleminde bu kavram özellikle 90’lardan sonra sabit ve mutlak bir ideolojik dogmaya dönüştürülmüştür. ABD, her durumda ve koşulda baş düşmandır. Türkiye’deki tüm siyasi mücadeleler, bu tek düşmana göre tanımlanır. Burada herhangi bir sınıfsal analiz ve iş birliği yapılan kuvvetin tarihsel ilerlemecilik bağlamında mevzilendiği yerin değerlendirilmesi denklemin dışında bırakılmaktadır. Bu zihinsel dumur hali Taliban iktidarı ile Atatürk Türkiye’sini özdeş görme körlüğüne kadar savrulmuştur.

    Bu yaklaşımla, AKP’nin neoliberal, otoriter, gerici ve işçi düşmanı karakteri yok sayılmakta; “ABD karşıtı” olduğu iddiasıyla meşrulaştırılmaktadır. Oysa AKP, zaman zaman ABD ile çelişse de, yapısal olarak emperyalist sisteme entegre olmuş, NATO üyesi, küresel finans sermayesinin yönlendirmeleriyle hareket eden ve Batı merkezli finans kapitalin kriz dönemlerinde Türkiye’deki birikim rejimini stabilize eden bir partidir. AKP’nin zaman zaman ABD ile gerginlik yaşaması, onun devrimci ya da anti-emperyalist olduğu anlamına gelmez.

    ABD emperyalizmine karşı olmak elbette devrimci bir duruştur. Ve şüphesiz ki emperyalizm olgusu dikkate alınmadan yapılan hiçbir analiz gerçeklikle örtüşmeyecektir. Ne var ki VP’nin bu karşıtlığı, ülke içindeki gericilikle ve faşizan uygulamalarla ittifakı meşrulaştırma aracına dönüşmüştür. Perinçek’in “AKP emperyalizme karşı direniyor” ya da “Erdoğan Atlantik zincirlerini kırdı” türünden açıklamaları, bu savrulmanın uç örnekleridir. Oysa devrimci teori, emperyalizme karşı mücadelenin yerli işbirlikçilerle birlikte değil, onların karşısında saf tutularak yürütüleceğini söyler.

    AKP’nin son 23 yıllık politikası, ABD güdümündeki neoliberal yeniden yapılandırma programının sadık bir uygulayıcısı olmaktır. Bir diğer gerici klik olan FETÖ ile giriştiği iktidar mücadelesinin ertesinde Batı’yla zaman zaman mesafeli bir görüntü çizen AKP, gerçekte Çin veya Rusya’yla bir ideolojik uyum ya da yapısal ortaklık geliştirmemiştir. Abdülhamitçi denge siyaseti adı verilen kısa vadeli çıkarlar peşindeki kasaba esnafı hinliğiyle yürütülen dış siyaset aksiyonlarını anti-emperyalizm olarak nitelemek en hafif tabiriyle safdillik olacaktır. Aslında bu yapılanlar adıyla sanıyla anti-emperyalizm  kavramın tarihsel anlamını çarpıtmaktır ve Vatan Partisi’nin bu değerlendirmesi, esasen Türkiye’deki iç siyasi cepheleşmede AKP’nin yanında konumlanmanın ideolojik gerekçesidir.

    “Milli Cephe” Masalının Arka Planı

    Vatan Partisi, AKP-MHP rejimini “milli devletin savunucusu” olarak tanımlayarak, neoliberal otoriterliğin içsel çelişkilerini görmezden gelmektedir. Oysa bu rejim, özelleştirmelerle kamu varlıklarını sermayeye peşkeş çekmiş, işçi haklarını törpülemiş, tarımı ve sanayiyi çökertmiştir. Vatan Partisi’nin bu “devlet aklı” merkezli siyaseti, bugün yürütülen yeni anayasa tartışmaları çerçevesinde de kendini göstermektedir. Bu yeni rejim inşası, emekçi sınıfların kazanımlarının tasfiyesini, hukukun tamamen yürütmeye bağlanmasını, milli-üniter devletin tasfiyesini ve kuvvetler ayrılığı ilkesinin ortadan kaldırılmasını hedeflemektedir. Bu süreçte Vatan Partisi, yine “ABD’ye karşı milli birlik” adına bu dönüşümü desteklemekte, anayasal gerilemeye meşruiyet üretmektedir. “Müzakere edilmez mücadele edilir” dedikleri PKK’dan ve Abdullah Öcalan’dan da anti- emperyalist birer aktör çıkarmak üzeredirler.

    Vatan Partisi’nin “baş düşman” , “baş çelişki” ve “temel çelişki” kavramlarını eğip bükerek, AKP-MHP rejiminin politikalarına ideolojik kalkan üretmesi, hem teorik açıdan sorunludur hem de daha önce de belirttiğimiz gibi pratikte gericilikle uzlaşmanın bir biçimidir. Anti-emperyalizm adına emek karşıtı, hukuk dışı, antidemokratik bir iktidarın desteklenmesi, en temelde sınıfsal körlüğün ve devrimci rotadan sapmanın göstergesidir.

    Gerçek Anti-Emperyalizm Ne Değildir?

    Gerçek anti-emperyalizm, her şeyden önce bağımsızlık ve özgürlük talebidir; halkın iktidarını kurma mücadelesidir. Emperyalizme karşı mücadele, içteki işbirlikçilere ve sermayenin gerici temsilcilerine karşı da verilmelidir. Vatan Partisi’nin “baş düşman” kavramını çarpıtarak iktidarla kurduğu ideolojik ve siyasal ittifak, bu mücadeleyi sulandırmakta, halkın gözünde anti-emperyalizmi kirletmektedir. Gericilikle ittifak yapan bir anti-emperyalizm, aslında emperyalizmin başka biçimlerde yeniden üretimidir.

    Yazılar

    Yazılar

    spot_img