More

    MANİFEST’İ DESTEKLEMELİ MİYİZ

    Altı kadından oluşan pop müzik grubu Manifest’e, “teşhircilik” ve “hayasızca hareketler” iddialarıyla suç duyurusunda bulunuldu. Ardından grup üyeleri gözaltına alındılar, adli kontrol şartı, yurt dışı yasağı getirildi. Grubun konser görüntüleri yine aynı sebeplerden yasaklandı. Türkiye turneleri iptal edildi. Genel olarak muhalif diyebileceğimiz, öncelikli olarak da sol liberal kesimler bu suçlama ve kararlara karşı çıktılar. Sosyalist soldan ise örgütlü bir karşı çıkış olmamakla birlikte, grubun Batı merkezli kültür emperyalizminin temsilcisi niteliğinde ürünleri nedeniyle aslında desteklenmemesi gerektiğine dair yorumlar yapılıyor.

    Manifest üzerinde somutlaşan, aslında, iktidarın yıllardır yürüttüğü pek çok saldırıya uyarlanabilecek bir tartışmadır ve üstüne sistemli bir düşünmeyi hak eder.

    Manifest; Big Five isimli reality şov-yarışma programı sonrası elenenlerden geriye kalan altı genç kadının oluşturduğu bir pop müzik grubu. Grubun yaptığı müzik ve sahne şovları, klipleri, dansları, bir pop grubu olmak dışında bir iddia içermiyor. Müzikleri, yıllardır duyduğumuz pop müziklerden farklı değil. Müzikleriyle birlikte şov halinde sunulan dansları da pop kültürün bir ürünü, klipleri de, sahne kıyafetleri de. Tüm bunlar aslında Türkiye’deki öncülleri olan diğer pop müzik icraaatçılarından çok da farklı değil. Gülşen, Demet Akalın, Tarkan, Edis,… Hepsini aynı tür müzik kümesine alan şey, pop kültürün ta kendisi. Bu müziklerin konuları genellikle hafif ve günlük “aşk”lardan, flörtlerden, eğlencelerden oluşur. Ritim de, sözler de kendini tekrar eder, akılda kalıcılık esas unsurdur. Sahne şovlarındaki ve kliplerdeki tüm elementler de dikkat çekmek, keyifli bir seyir sunmak amacıyla tasarlanmıştır. Gözlerimizi alamayacağımız renk cümbüşleri, hareketler… Hayatın ciddiyetinden bir kaçış olarak bizlere sunulur. Tüm bunlar birkaç kişiden oluşan bir grup halinde yapıldığındaysa, Türkiye’de adını yukarıda geçirdiğim benzerlerinden sıyrılan, daha ziyade Güney Kore menşeili K-Pop gruplarını hatırlatan bir grup ortaya çıkıyor. Kuruldukları günden de öncesinden beri, Big Five programının doğası gereği, sosyal medyayı da etkin kullanan, “vlog”larıyla bizi bir günlerine, Instagram paylaşımlarıyla her günlerine ortak eden Manifest aslında üstüne çokça yazılabilecek bir kültür hegemonyasının ne ilk ne de son temsilcisi. Grubun genç kadınlardan oluşması ve cinsel ögeler de barındıran dans ve kıyafetlerin şovlarının birer parçası olması nedeniyle, grup hakkında feminizm penceresinden de çeşitli değerlendirmeler yapılabilir. Kimi liberal feministler Manifest’in tarzını kadınlar için özgürleştirici bulabilirler. Biz bu liberallere katılmıyoruz. Ancak yazının konusu bu değil.

    Yazının konusu, iktidarın Manifest’e bugünkü saldırıları. Bu saldırıları değerlendirmek için, AKP’nin, bu saldırıları ne amaçla ve hangi anlayışla gerçekleştirdiğini ortaya koymak gerekir. “Amaç önemli değil, önemli olan icraat!” diyemeyiz, çünkü iktidar olan ve yıllardır iktidarını devletin tüm bürokratik aygıtlarını, yargıyı, eğitimi dönüştürerek sağlamlaştıran bir gücün neyi ne amaçla yaptığı önemlidir. Bir sonraki hamlesi bu amaç doğrultusunda olacaktır, bu amaç bize O’nun esas hedefini ve planını gösterir. Büyük bir planın birkaç basamağında bizimle çıkarları örtüşürse, hoşumuza giden icraatlarda bulunabilir. Ancak bu görece ufak icraatları, iktidarın ideolojisi ve esas amacından ayrı değerlendirirsek ve desteklersek sonuçta iktidarın nihai hedefini de desteklemiş oluyoruz. Eğer ki iktidar bugün tüm bu gücü (bürokrasi, yargı, medya, …) elinde bulundurmasaydı, ya da eğer söz konusu eylemleri gerçekleştiren aktörler iktidar değil de başka herhangi bir siyasi ya da bürokratik unsur olsaydı; ve eğer ki iktidar biz sosyalistler olsaydık, o zaman evet, şunu diyebilirdik: “Benim gözetimim altında, daha ileri gitmemek koşuluyla, bu tek bir eylem gerçekleştirilebilir.” Ama şartlar böyle değil, sosyalistler veya ana muhalefet hatta yargı, bugünkü iktidar üzerinde herhangi bir yaptırım uygulayabilecek veya iktidarı bir şeye zorlayabilecek konumda değil. Dolayısıyla AKP’nin yaptığı şeyleri değerlendirirken, onun kim olduğunu ve neyi neden yaptığını asla göz ardı etmemeliyiz.

    Değerlendirmemizi hangi çerçevede yapmamız gerektiğini açıkladık. Şimdi değerlendirmeyi yapalım. Yani, AKP bugün Manifest’e neden saldırıyor olabilir?

    Önce basit bir olası sebebi yazalım. Manifest’in konserlerinde (ve daha önceki bir sosyal medya paylaşımlarında) “Hak-hukuk-adalet” sloganının atılması, grup üyelerinin sloganlara müsaade ederek ritim tutmaları ve desteklemeleri. Bu elbette bir sebep olabilir. Ancak bana kalırsa esas neden, savcılığın kendinin de açıkladığı suçlama olan “teşhircilik ve hayasızca hareketler”.

    Grup üyelerinin kıyafet ve danslarının barındırdığı/barındırabileceği cinsel unsurlar, AKP iktidarını neden rahatsız edebilir? AKP’nin, kültür emperyalizmine karşı devrimci kültür inşası gibi bir hedefi mi var? AKP, sözde “teşhirci” bulduğu dans hareketleri yerine daha ilerici dansları mı savunuyor? Elbette hayır. AKP, Manifest üzerinden, hayatın her alanında kadınlara karışma alışkanlığını sürdürüyor sadece. Sanatı “devrimcileştirmek” değil “İslamileştirmek” derdinde olduğu için bu suçlamalarda bulunuyor. Buna şaşırmıyoruz çünkü sicillerini biliyoruz.

    23 yıllık iktidarında AKP, cumhurbaşkanlığı düzeyinde, kadınların günlük hayatına, cinsel hayatına, giyimine sayısız kez dil uzattı. Bunu kendi siyasal islamcı ideolojik planı ve anlayışı çerçevesinde, gayet sistematik bir şekilde yürüttü. “Kadın mıdır kız mıdır bilmem”ci cumhurbaşkanı ile, cinsel birlikteliği reddetmeyi şiddeti kışkırtıcı unsur olarak ele alan mahkemeler, imam hatipleri yaygınlaştıran ve kız ortaokulları açan Milli Eğitim Bakanlığı aynı ideolojik planın parçaları. Ya da iş cinayetlerini ya da depremdeki on binlerce ölümü kader olarak gören anlayış da bunun bir ürünü. Tüm bu örnekleri daha da uzatabiliriz. Vardığımız sonuç şu: siyasal islam, belli bir grup dışında halkın canını hiçe sayar. İnsanlığın özgürlük, eşitlik, adalet değerlerinin; siyasal islamcının gözünde değeri yoktur. Tüm kararlarını da bu değerleri gözetmeksizin, yalnızca iktidarını sürdürmek ve karını arttırmak için yapar. Bu anlayışın antiemperyalist olmak gibi bir iddiası yoktur. Eskaza da antiemperyalist olunmaz. Ancak tesadüf eseri emperyalizmin karşısında yer aldığı sayılı eylemlilikleri olabilir. Ama aceleci davranarak bu eylemler sonucu O’nu antiemperyalist ilan ettiğimizde, onu oraya yerleştirdiğimizde, sıradaki tüm eylemlerinde bir antiemperyalizm kırıntısı arar, bunu çoğu kez kendimiz yaratır ve siyasal islamcıyı aslında olmadığı bir kılıkta görürüz. Bu bizi tatmin edebilir, rahatlatabilir, ama siyasal islamcı aynı siyasal islamcıdır. AKP aynı AKP’dir. Kendi İslamcı günlük hayat anlayışını kitlelere dayatır. Bu dayatmaya halkın ezilen kesimlerinden başlar. Emekçilere, nasıl daha tutumlu olmaları gerektiğini salık verir, düzgün inancın gereği budur. Ahlaki dayatmalarını da, dinci anlayışa paralel şekilde, kadınlar üzerinden gerçekleştirir. Kadının giyimi üzerinde söz sahibidir, çünkü düzgün inancın sözcüsü ve toplumdaki uygulayıcısıdır. Çeşitli zamanlarda, rastgele ortamlarda, iktidarın farklı kademelerden temsilcilerinin kadınların gülüşüne, giyimine, çalışma hayatına karışmasına dair söylevlerde bulunması bundandır. Bu nedenle zaten, Manifest’e yapılan saldırı bir suç duyurusundan ibaret kalmadı. Cumhurbaşkanı başdanışmanı, grup üyelerinin sansürlü fotoğraflarını paylaşarak, haklarında “ahlâksız-edepsiz-hayasız zebani kılıklı yaratıklar” dedi. Bunlar nasıl birbirinden bağımsız okunabilir? Bu da mı antiemperyalist tutum? “Oktay Saral’ın bu sözleri ağır oldu, ama suç duyurusu yerinde.” diyerek kendi niyetimizi oldurmaya çalışıyoruz ancak dünya böyle işlemiyor. Bu kısıtlamalar normalleşiyor ve siyasal islam çember daraltıyor.

    Sonuç olarak, Manifest tartışmalarını iktidarın siyasal islamcı amaçlarından bağımsız okumak mümkün değildir. AKP, emperyalizmin kültürel hegemonyasına savaş açmış falan değil. Manifest’in temsil ettiği kültüre karşı biz devrimcilerin temsil ettiği kültürün savaşımı ise bu soruşturmaların değil başka bir tartışmanın konusudur. Bugün Manifest’in yanında olmak gerekir.

    Yazılar

    Yazılar

    spot_img