Adına “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu” denen emperyalizm destekli Orta Çağ Komisyonu, kapalı kapılar ardındaki toplantılarına aralıksız devam ediyor. AKP-MHP-DEM ortaklığıyla ilerletilen süreç, arkasına taktığı küçük ortaklarıyla beraber topluma sürekli meşruiyet zemini sunacak yalan propagandalarını çeşitli medya kuruluşları aracılığıyla sunmaya çalışıyor. AKP medyası bilindik teranelerle bu kara propagandanın koçbaşılığını sürdürürken özellikle DEM’e ve DEM’in temsiliyetindeki kimlik siyasetine yakın basın organları “sol, sosyalizm” gibi değerler üzerinden yerine getirdikleri görevleri örtbas etmeye, böylelikle de her zaman yaptıkları gibi sosyalizmi ve sol değerleri lekelemeye çalışıyor.
DEM’e yakın yayın organlarından biri olan Yeni Yaşam gazetesinin 18 Ağustos 2025 tarihli manşeti bu algı operasyonlarından biri olarak karşımıza çıktı. Manşet şöyle: “Öcalan Sosyalizme Yeni Kapı Açıyor”. “Kürt Halk önderi Abdullah Öcalan…” diye başlayan haber metnine destek beyanatı verenler arasında kimler olsa şaşırırsınız? AB destekçisi İsviçre Yeşiller Partisi yöneticisi Nicolas Walder’dan, birinci ihanet sürecinin de “akillerinden” FETÖ iltisaklısı Mümtazer Türköne’ye, uluslararası ve ulusal ölçekte egemen sınıfların temsilciliğine soyunanlar, PKK elebaşısı APO’nun açıklamasını desteklemek için sıraya girmiş durumda. Terör örgütü lideri APO’nun TİP Genel Başkanı Erkan Baş’a “Demokratik Cumhuriyet Partisi” şemsiyesi altında birlik çağrısını iletmesi de bu süreçten elbette bağımsız değil. Emperyalizm olgusuna gözlerini kapamış, sınıf siyasetini içi boş söylemleri dışında çoktan terk etmiş TİP, TÖP, EMEP ve diğer “komisyon solu”, sosyalizm adı altında AKP ve MHP’nin başını çektiği emperyalizm destekli gericiliğe ortak oluyor.
ABD’nin ve İsrail’in Erdoğan ve Bahçeli’nin eline; Erdoğan ve Bahçeli’nin ise APO’nun eline verdiği anahtarla açılacak kapıdan sola, sosyalizme, aydınlanmaya ve bağımsızlığa dair bir hiçbir şey çıkmaz. AKP-MHP-DEM’in elinde tuttuğu anahtar; ülkemizin bağımsızlığını, emekçilerin özgürlüğünü ve bu ülkenin tüm ilerici, kamucu, aydınlanmacı birikimini hedef almaktadır. Bu kapı, emperyalist bağımlılığa ve bölünmeye, emekçilerin yoksullaşmasına, ümmetçiliğin ve gericiliğin güçlenmesine kapı açmaktadır.
Sosyalizmin en temel düsturlarından biri olan anti-emperyalizmi yok sayarak ve onu ABD uşaklığıyla ikame ederek verilebilecek bir sosyalist mücadele bulunmadığı gibi bu işbirlikçiliğin en ufak bir ilericilik belirtisi dahi taşımadığı apaçık ortadadır. Bu ülkede, Türk, Kürt, Laz, Çerkez tüm emekçilerin, 68’in İTÜ Öğrenci Birliği Başkanı Harun Karadeniz’in deyimiyle; bölünmez, bağımsız ve sosyalist bir ülkede yaşamasının yolu, ABD emperyalizmine karşı cepheden karşı durmaktan, bu ülkenin devrimci atılımlarının gerisine düşmeden onu ileriye taşıma iradesine sahip olmaktan, aydınlanma ve bağımsızlık konularında tavizsiz olmaktan geçtiği bilinmektedir. Lozan’ı ve Türkiye Cumhuriyeti’ni tartışmaya açarak, Osmanlı millet sistemine dönüşü hedefleyerek, ulus devleti etnik ve dinsel temelde parçalamaya çalışarak açılacak kapılar, sadece ve sadece egemen sınıfların Tüm Ortadoğu’da istedikleri küçük, parçalı, bağımlı devletçiklerin oluşmasına ve Türkiye’nin de bu kaderi paylaşmasına açılır.
Bu ülkenin sosyalist cumhuriyetçileri “el kapılarını bir daha açılmamak üzere kapatır” ve elbet bu ülkeyi başı dik, bağımsız, onurlu, sosyalist bir geleceğe taşır.
