More

    ÜÇ MİLYON TURİZM İŞÇİSİNE YENİ HAK GASPI

    14 Temmuz 2025 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanan 7553 sayılı torba kanun ile sadece “SGK’ya kayıtlı” 1 milyon 169 bin turizm işçisinin Anayasal ve yasal hakları kanun yoluyla gasp edildi.
    “Bazı Kanunlarda Ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”un 9. Maddesi ile 4857 Sayılı İş Kanunu’nun “Hafta Tatili Ücreti” başlığını taşıyan 46. Maddesinin ilk fıkrasına şu cümle eklenmektedir;
    “Ancak Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından turizm işletmesi belgesi verilen konaklama tesislerinde çalışan işçilerin bu fıkra kapsamında hak kazandığı hafta tatili, işçinin yazılı talebi veya onayı ile hak kazandığı günü takip eden dört gün içinde kullandırılabilir. Bu halde işçinin hak kazandığı hafta tatilinde yaptığı çalışmaların günlük normal çalışma süresi kadarlık kısmı fazla çalışmanın hesabında dikkate alınmaz. İşçi verdiği onayı otuz gün önceden işverene yazılı olarak bildirimde bulunmak kaydıyla geri alabilir.”
    Görüldüğü gibi, “Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından “turizm işletmesi belgesi verilen konaklama tesislerinde çalışan işçilerin” bu fıkra kapsamında kazandığı “hafta tatili”, işçinin “rızası alınarak” 4 gün öteleniyor. Böylece hafta tatili yapmadan çalışacağı süre, 6 günden 10 güne çıkarılıyor.
    Bununla da yetinilmiyor, hafta tatilinde çalışılması halinde fazla mesai ücreti verilirken, bu yeni kanunla fazla mesai ücreti de alamayacak.

    ÇIKARILAN YASA, ANAYASAYA AYKIRIDIR
    TBMM’de kabul edilmiş, Cumhurbaşkanı tarafından imzalanarak Resmi Gazetede yayınlanmış olan bu yeni kanun, hem Anayasa’ya, hem de “eklenti” yapılan 4857 sayılı asıl kanuna aykırıdır.
    Anayasa’nın “Çalışma Şartları Ve Dinlenme Hakkı” başlıklı 50. Maddesi, “Dinlenmek, çalışanların hakkıdır. Ücretli hafta ve bayram tatili ile ücretli yıllık izin hakları ve şartları kanunla düzenlenir” demektedir.
    İşçinin “dinlenme gününün ücretli olacağı açıkça belirtilmekte, adına da “ücretli hafta tatili” denmektedir. Tatilin adı “hafta tatili”dir. Bir hafta 7 gündür. “İşçinin her 7 günde 1 gün, ücretli dinlenme hakkı olduğu”, Anayasanın emredici hükmüdür. Kanunla değiştirilemez, geri alınamaz hüküm.

    YENİ YASA, ASIL YASAYA AYKIRIDIR
    7553 Sayılı torban kanun ile “ek yapılan” 4857 Sayılı Yasanın “Hafta Tatili Ücreti” başlıklı 46. Maddesi şöyle demektedir;
    “Bu Kanun kapsamına giren işyerlerinde, işçilere tatil gününden önce 63 üncü maddeye göre belirlenen iş günlerinde çalışmış olmaları koşulu ile yedi günlük bir zaman dilimi içinde kesintisiz en az yirmidört saat dinlenme (hafta tatili) verilir.”
    “Çalışma Süresi” başlıklı 63. Madde de şöyle diyor;
    “Genel bakımdan çalışma süresi haftada en çok 45 saattir… Turizm sektöründe dört aylık süre içinde işçinin haftalık ortalama çalışma süresi, normal haftalık çalışma süresini aşamaz.”
    Görüldüğü gibi 4857 Sayılı yasanın 46. Ve 63 maddeleri açıkça şu hükümleri belirtmektedir;
    • Haftalık çalışma süresi 45 saattir.
    • Hafta tatili, her 7 günlük zaman dilimi içinde kesintisiz 24 saattir.
    • Dinlenme süresinin adı “hafta tatilidir”.
    • Hafta tatilinde çalışılması halinde, ayrıca yevmiyesinin % 50’si kadar fazla mesai ücreti ödenir.
    İşte bu açık hükümler, turizm sektöründe ortadan kaldırılmaktadır. Torba kanun,
    • Turizm işçinin Anayasal ve yasal haftalık çalışma süresini 45 saatten 75 saate çıkarmaktadır.
    • “Haftalık Çalışma Süresi” kavramı ortadan kaldırılmaktadır.
    • Hafta tatili hakkını kazanma süresini, 6 günden 10 güne çıkarmaktadır.
    • Çalışılan hafta tatilinde ödenmesi gereken fazla mesai ücretine el koymaktadır.
    • Anayasal ve yasal haklar, başka bir yasa ile kısıtlanmaya kalkılmaktadır.
    • Torba yasa ile yapılan ek, sadece yasaya değil, Anayasaya da aykırıdır.

    YASA GEREKÇESİ YASADAN DA KÖTÜ
    Torba kanunun okuyacağınız gerekçesi, kanunun kendisinden bile kötüdür. Siyahlaştırma bize ait;
    “4857 sayılı iş kanunu kapsamında giren işyerlerinde çalışan işçiler haftalık 45 saatlik çalışma süresini tamamlamaları durumunda hafta tatiline hak kazanmakla birlikte, kazandıkları hafta tatilini 7 günlük zaman dilimi içinde kullanmak zorunda kalmaktadırlar. Maddeyle yine haftalık çalışma süresi ile hak kazanılan hafta tatili hakkı, saklı tutularak turizm sektöründe ortaya çıkan ihtiyaçlar göz önüne alınarak Kültür ve Turizm Bakanlığından turizm işletme belgeli konaklama tesislerinde çalışan personelin yazılı talebi ve onayı olmak kaydıyla haftalık izinlerini gerekli görülen durumlarda 10 günlük süre içerisinde kullanabilmesine imkan sağlayacak esneklikte bir düzenleme yapılarak haftalık izinlerin haftada bir gün (6+1) kullanılacağına ilişkin genel kurala söz konusu personel yönünden istisna getirilmektedir. Bu durumda 45 saatlik çalışma süresinin tamamlandığı gün hafta tatiline hak kazanan işçinin kazandığı hafta tatilini yazılı talebi ya da onayı ile tatile hak kazandığı günü takip eden 4 gün içerisinde (10 + 1) kullanması mümkün hale gelmektedir. Böylece işçi yönünden hak edilen hafta tatillerinin birleştirilerek kullanılmasına ve daha verimli serbest zaman yaratılmasına, özel yaşamlarına ayırdıkları zamanı daha verimli kullanmalarına imkan sağlanmakta aynı zamanda değişen sosyal yaşam ve ekonomik koşullar dikkate alınarak işçi ve işveren yönünden çalışma barışının sağlanmasına da büyük ölçüde katkı sağlanması amaçlanmaktadır. İLO raporlarında da iş-özel yaşam uyumu politikalarının işletmelerde önemli yararlar sağladığı, politikaların hem çalışanlar hem de işverenler için faydalı olduğuna dair tespitlere yer verilmektedir.”
    Gerekçede söylenen şunlar;
    • Haftalık 45 saatlik çalışma süresini tamamlayan her işçi, “hafta tatili hakkını kazanmaktadır. Gerekçe bunu aktarmakla başlamış, ama sonrasında verilmiş hakkı geri almanın gerekçesini üretmeye çalışmış.
    • İşçinin kazandığı 6 iş günü sonrasındaki 24 saatlik hafta tatilini, 6 gün çalışmadan sonraki dinlenmeyi “zorunluluk” diye sunuyor.
    • 6 gün sonrasındaki dinlenmenin 10 gün sonraya ertelemesine lütuf diyor, “imkan sağlamak” diyor. İşçiye hafta “tatilini kullanma esnekliği” verdik diyor. 6 gün sonra dinlenebilmek mi iyidir, dinlenmek için 10 gün çalışmak mı? “Yok” diyor gerekçe, “10 güne çıkararak size lütuf yapıyoruz”.
    • Kelimelerle oynamak bu olmalı. İşçi daha çok çalışıp daha az dinlenirse, tatil günündeki çalışması için fazla mesai ücreti de alamazsa, o zaman “çalışma barışı” olurmuş, “işyerinde huzur” olurmuş.
    • Yasada belirtilmeyen başka bir tehlike, Gerekçe’de dile getiriliyor. “Hafta tatillerinin birleştirilerek kullanılmasından” söz ediyor. Bu birleştirme, yasadaki hafta tatilin 6 günden 10 güne çıkarılması mıdır, yoksa 2 ayrı 10 gün birleştirilip 20 gün çalıştırılarak hafta tatili 2 gün mü uygulanacak, belli değil. Ancak anlamı bu ise eğer, vehamet daha da büyük demektir.
    • Tersine, uzun çalışmalar verimi artırmaz, yorgunluk, dikkat kayıplığı, mutsuzluk, iş kazası ve verimsizliğe yol açar.
    • Gerekçe’ye bir de ILO’dan “gerekçe” yapıştırılmış. Ne ilgisi varsa, “iş ve özel yaşam arasında uyum olursa bu üretime de yansırmış”. İyi de, İLO size işçinin haklarını elinden alın mı diyor? 6 günlük çalışma süresini 10 güne çıkarmak huzur ve üretim artışı sağlıyorsa, bu mantıkla hiç tatil yapmamak daha iyi değil mi?
    • Gerekçe, tamamen işçinin elindeki hakkı elinden almanın güzellemesi ile geçiyor.

    İŞÇİNİN KÖLELEŞTİRİLMESİNDE PİLOT SEKTÖR
    Öyle görünüyor ki AKP iktidarı, diğer sektörlere göre sendikalaşma olanağının daha da zor olduğu bu sektörü, işçi sınıfının köleleştirmede pilot sektör olarak kullanmaktadır.
    • Kölece çalışma biçimlerinden “yarı zamanlı”, “çağrı usulü” gibi çalışma biçimleri bu sektörde başlatıldı.
    • “Kiralık işçilik”, “taşeron işçiliği” gibi çalışma biçimleri yaygın durumdadır.
    • “Deneme usulü çalışmanın” 1 aydan 2 aya çalışmasına bu sektör önayak oldu.
    • “Telafi usulü çalışma” biçimi denilen, fazla çalışma bedelinin verilmeyişi burada yaygınlaştı.
    • Kayıt dışı- kaçak işçiliğin, özellikle de Suriyeliler dışındaki ülkelerden kaçak işçilerin en fazla doluştuğu sektör turizm sektörüdür. Bakanlık bilir, mülki amirler bilir, SGK bile bilir, ama göz yumulmaktadır, bunca yabancı ve yerli kaçak işçiliğe. İşverenler en çok onları tercih etmektedir.
    • Bu sektördeki yoğun kaçak işçiliği, işverenin sigorta maliyetini azaltmaktadır.
    • Kaçak işçi, asgari ücretin bile altında çalışmaya razıdır.
    • İşverenin sendikalaşmaya karşı direncinde dayandığı zemin, kaçak, güvencesiz ve ucuz işçiliktir. Sigortalı, sendikalı işçilerin ücretlerinin bastırılmasında dayanak noktasıdır.
    • İşverenin sezon sonlarında 1 yılı doldurmayan işçiyi tazminatsız işten atabilmesini sağlayan, yine bu zemindir.
    • İş müfettişlerinin sık gelmediği, geldiğinde ise yeterli rapor düzenlemedikleri yerlerdir buralar.

    ÜÇ MİLYON İŞÇİYE HAK GASPI
    Sonuç olarak,
    Yasa gerekçesinde ve ek yasa maddesinde denmektedir ki; “işçinin yazılı talebi ve onayı halinde uygulanacak, ayrılmak isterse de bir ay önce dilekçe verecek”.
    Toplu sözleşmenin olduğu sendikalı işyerlerinde, bu madde zaten uygulanamaz. 4857 sayılı yasanın haftalık çalışma düzeni ve hafta tatili, toplu sözleşmelerle ayrıca güvenceye alınmaktadır. Torba yasa, sendikasız yerler içindir.
    Ancak,
    • Sektördeki 182 bin 066 işyerinin sadece 5 bin 565’inde sendika var.
    • 28 Ocak 2025 tarihli Resmi Gazeteye göre 1 milyon 169 bin 680 sigortalı-kayıtlı işçiden, sadece 51 bin 066’sı sendikalıdır. Kayıtlı işçilerin sadece % 4,5’i…
    • Sendikalı 51 bin 066 işçinin de tamamı değil, 46 bin 259’u toplu sözleşme hakkına sahiptir.
    • Toplu sözleşme hakkı olmayan 1 milyon 123 bin 421 işçiye, bu kadar da kayıt dışı işçiyi eklediğinizde, yasanın hedefinde olan, hak gaspına uğrayacak işçi sayısı 3 milyona yakındır.
    Kölece çalışmanın her biçiminin uygulandığı, sendikalaşmanın yok denecek kadar az olduğu bu sektörde, işverenin “gel imzala şunu” diye uzattığı bir belgeyi imzalamayacak olan işçi, işten çıkarılmayı göze almak durumundadır. İşten çıkarılacak işçi için de işveren, tazminat alamayacağı yüzlerce kılıf bulunabilir.
    Bu yasayı hazırlayan, bu komik gerekçeleri sıralayanların, bütün bu gerçekleri bilmemesi mümkün mü?
    Torba yasa ve gerekçedeki “işçinin rızası” notu, “bakın kendileri imzaladı” diye 12 Eylül Anayasasının darbe koşullarında millete onaylatılması gibidir.
    3 milyon turizm işçisi ile başlatılan bu hak gaspının, işçi sınıfımızın tamamını tehdit eden bir prova olduğu anlaşılmaktadır.
    Sendikaların ve Konfederasyonların sessiz kalması, “bizi ilgilendirmiyor gözüyle yaklaşmaları”, önemli hatadır.
    Ana muhalefet partisi, torba yasadaki hak gaspını Anayasa Mahkemesine götürmesidir.
    Sendikalarımızı, meslek örgütlerini ve siyasi partileri, hak gaspına ve büyüme olasılığı olan yeni tehlikeye dikkat çeliyoruz.
    Milletimizi ve işçi sınıfımızı selamlıyoruz!

    Sosyalist Cumhuriyet Partisi
    İşçi-Sendika Bürosu

    Yazılar

    Yazılar

    spot_img