More

    İŞÇİLERLE MEMURLARIN BİRLİĞİ

    Devlet memurları ve sözleşme personelin 2026 ve 2027 yıllarındaki ücret ve diğer
    çalışma koşullarını belirleyecek toplu görüşme süreci Ağustos ayında gerçekleştirilecek.
    İşçi, memur ve sözleşmeli personel statülerinde çalışan ücretliler esasında işçi sınıfının
    farklı kesimlerini oluşturur. Ancak, tarihsel bazı nedenlere de bağlı olarak, bu kesimler
    arasındaki ilişki geçmişte ve günümüzde sınırlıdır. İşçi statüsünde olup da işyerinde beyaz
    yakalı çalışan durumunda olanların mavi yakalı işçilerle de ilişkileri çok sağlıklı değildir.
    Özel sektördeki beyaz yakalı işçileri “memur” olarak görme yanlışı da çok yaygındır.
    Ayrıca bazı meslekler ayrıcalıklı kabul edilir. Kimse kendisini “tornacı Mehmet” diye
    tanıtmaz. Ancak “Dr.Mehmet Bey”, “Avukat Mehmet Bey” yaygındır. Esasında bir dönem
    toplumsal saygınlığı ve etkisi olan bazı meslekler, zaman içinde sayıları artınca bu
    üstünlüklerini de yitirdi. Haberlerde doktor dövmekle övünen bir kişiyi bile izledik.
    Doktorlar bir zamanlar muayene açıp geçim sağlayabilirdi. Şimdi yeni mezun doktorların
    giderek artan bölümü “işçi” olarak çalışabiliyor. Avukatlar için de aynı durum söz konusu.
    Türk toplumu hızla işçileşirken, işçi sınıfının farklı kesimlerinin birlikte ve ortak
    mücadelesinin gelişmesi daha zaman alacağa benziyor. Keşke TÜİK’in TÜFE hesabı, gelir
    vergisi dilimleri ve dolaylı vergiler gibi ortak konular, davranışta da ortaklığı geliştirebilse.
    İlginç nokta, Marx ve Engels’in bu olguya ilk kez 1848 yılı başında yayımladıkları
    Komünist Manifesto’da işaret etmiş olmaları.
    Marx ve Engels, bazı itibarlı mesleklerin kapitalist düzende nasıl işçileştiğini Komünist
    Manifesto’da şöyle anlatıyordu: “Burjuvazi şimdiye kadar itibar gören ve saygılı bir
    huşuyla bakılan her mesleğin halesini çekip aldı. Doktoru, avukatı, rahibi, şairi, bilim
    adamını ücretini ödediği kendi ücretli emekçisi durumuna getirdi.” (Marx-Engels,
    Selected Works, Vol.1, Progress Publishers, Moscow, 1973, s.111)
    Memurların sınıfsal konumunu doğru kavrayanlardan biri, Türkiye Komünist
    Fırkası’nın kurucularından ve 28/29 Ocak 1921 günü katledilen Ethem Nejat idi. E.Nejat,
    1919/1920 yıllarında yayınlanan “Darülmualliminli Gençlere” yazısında, öğretmenlerin
    sınıf özelliğini şöyle ön plana çıkarıyordu:
    “Darülmuallimin’li genç! Sen kendin çok iyi biliyorsun ki sen proleter evlâdısın.
    “Baban nasıl kolunun kuvvetiyle çalışıyor ise, sen de günde on onbeş saat kafanı yorarak,
    beynini çatlatarak çalışacaksın. Bugün daha pek genç ve mektep talebesi isen, yarın bugünkü

    tarzı hükümetin muhakir gördüğü (aşağıladığı, küçük gördüğü,YK) bir iptidai mektebin
    mürebbisi (öğretmeni,YK) olacaksın. Ve muallimlerin çektiği azabı, açlığı çekmeye ve mektebin
    ve talebelerinle devletlûların mektebi yanında hakir kalmaya mahkûm olacaksın.
    “O halde ey genç! Ey yarının mürebbisi! Şimdiden menfaatini bil! Sen gündelikle çalışan
    işçiden başka bir şey değilsin! Koluyla çalışan, uzvi faaliyetini bir lokma yiyeceğe hasreden, bu
    haksız ve hain cemiyet içinde ilimden, fenden hisse ve kısmet alamayan biçare işçi gençler ile
    bir sırada, bir halde, bir endişede olduğunu idrak et. Onlarla elele ver, ‘yevm-i cedit, rızkı cedit’
    (yeni gün, yeni azık, YK) yaşayan sınıfın gençleri, çocuklarıyla birlikte çalış, yarının inkılâp
    hazırlıklarını yap!” (TÜSTAV, Mustafa Suphi ve Yoldaşları, İstanbul, 2004;131-132)
    Ethem Nejat, 20 Eylül 1919 tarihli Kurtuluş Dergisi’nde yer alan “Proletarya
    Kimlerdir?” makalesinde proletaryanın “yevmün cedid, rızkun cedid” (“yeni gün, yeni
    azık”) yaşadığını belirterek, proletaryanın bir tabakası olarak da “münevver proletarya”yı
    gösteriyor:
    “Münevver proletarya: Muallim, muallime, mürebbiye, muid, mubassır, müderris,
    muharrir, mütetebbi, şair, âlim, kimyager, mühendis, tabip, güzel sanatlar erbabı, ressam,
    senktraş, müsikişinas, mızıkacı, hattat, memur, hükûmet mensupları; bizde küçük zabitler,
    mütekait, mali müesseseler ve şirket ve ticarethane yazıcı ve muhasibi, seyyar memur,
    daktilograf.” (Kurtuluş, Anadolu Yay., İstanbul, 1975;81)
    Yusuf Akçura, 1920, 1921 ve 1923 yıllarında yayımlanan yazılarında bu konuyu şöyle
    ele almaktadır:
    “Efendiler, izah ettiğimiz üzere sanattan, esnaflıktan, ticaretten, yerden yurttan mahrum
    kalan ahalimiz ne oluyor? Ne olacak, gündelikçi. (…) Yani aldığı gündelikle, aylıkla geçinen
    memur, asker, işçi, amele, hademe, hamal, ırgat. (…) Kısacası yeni gün, yeni rızk diye günü
    gününe kazanıp yaşayan, yeni tabirle proleter.” (30 Haziran 1921 günlü Sebilürreşat
    Mecmuası) (Akçura, Yusuf, Türk Devriminin Programı, Kaynak Yay., İst., 2017;51)
    “İttihat ve Terakki işte bu proleter askeri ve mülki memurları teşkilatlandırarak, yani
    iktisadi vaziyetlerinden memnun olmayan memurların temsilcisi sıfatıyla işe başladı ve mevcut
    hükümete muhalif bir fırka halinde ortaya çıktı.” (9 Haziran 1920) (Akçura,2017;105)
    “Memleketin genel iktisadi buhranını bir tarafa bırakıp yalnız İstanbul’unkine bakışımızı
    odaklarsak her şeyden evvel gözümüze çarpacak memurlar sınıfının halidir. Devlet memurları,
    daha açık bir tabirle devlet amelesi çok sıkıntılı bir vaziyete düşmüşlerdir: Bir kısmı açıkta
    kalmış, bir kısmı emekliye sevk edilmiş, bir kısmı azledilmiş, bir kısmı faal değil. Faal olanlardan
    bazılarının maaşı geçimlerine yetmiyor.” (Haziran 1923) (Akçura,2017;159)
    Bu konuda Emin Türk Eliçin’in görüşü de şöyledir:
    “Memurların az maaşlı olanlarıyla topraksız yada pek az topraklı köylüleri işçi sınıfından
    saymak doğru olur. Abdülhamit saltanatının son zamanlarında askeri ve mülki memurlardan
    bir bölümü yüksek maaşları ve burjuvazi ile işbirliği etmekten sağladıkları kazançları sayesinde
    devlet egemenliğinden yetesiye yararlanırken, başka bir bölüğü, yani taşrada yalnız kendi ufak
    maaşları ile geçinmek zorunda bulunan memurlar ve küçük rütbeli subaylar hallerinden
    memnun değillerdi ve hükümete karşı homurdanıyorlardı. İttihat ve Terakki, işte bu yoksul
    (proleter) askeri ve mülki memur tabakasına dayanarak tarih sahnesine çıktı ve gizli örgütüne
    aldığı kişiler daha çok bunlardı.” (Eliçin, E.T., Kemalist Devrim İdeolojisi, Ant Yay., Istanbul,
    1970, s.252)

    Dilerim, Marx ve Engels’in 177 yıl, Ethem Nejat’ın, Yusuf Akçura’nın, Emin
    Türk Eliçin’in yıllar önce yaptığı tespit, mavi ve beyaz yakalı işçiler, memurlar ve
    sözleşmeli personel tarafından kavranarak gereği yerine getirilir.

    Yazılar

    Yazılar

    spot_img