More

    DIŞA BAĞIMLILIĞIN “İÇ CEPHE”Sİ

    AKP’nin 2002’de iktidara gelişi, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş değerlerine yönelik yeni bir saldırı döneminin de başlangıcı oldu. Tayyip Erdoğan’ın, Amerika Başkanı Bush’a TSK’yı şikayet etmesiyle sembolize olan, “sivil anayasa” ve “askeri vesayetle mücadele” söylemleriyle meşrulaştırılan bu süreç, özünde emperyalizmin Büyük Ortadoğu Projesi planları kapsamında, devleti ve toplumu dönüştürmeyi hedefleyen bir projeydi. Bu dönüşüm, bugün, “barış” ve “bütünleşme” kılıfı altında üniter devlet yapısının parçalanmasını, “iç cephe” söylemiyle de bu sürecin kamuoyunda karşılığının üretilmesini içeriyor.

    Kemalist Devrim, emperyalizme karşı verilen Kurtuluş Savaşı’yla kazanılan ulusal bağımsızlık üzerine inşa edildi. Feodal yapıları tasfiye ederek milli – demokratik bir modernleşmeyi hedefledi. Ancak toprak reformu, ağır sanayileşme ve halkçı eğitim politikaları, büyük toprak sahipleri ve ticaret burjuvazisinin direnciyle tıkandı. 1950’lerden itibaren ABD eksenli dışa bağımlılık derinleşti. 1980 Darbesi ve Turgut Özal; devletin ekonomiden çekilmesi, KİT’lerin özelleştirilmesi ve kara para egemenliğiyle Türkiye’yi küresel kapitalizme tamamen eklemledi.

    AKP iktidarı, bu neoliberal dönüşümü devlet mekanizmasıyla bütünleştirdi ve devletin niteliğini değiştirdi. Ekonomik anlamda, kendi kendine yetmeyi hedefleyen üretim modeli çöktü. Tarım ve sanayi tasfiye edilerek yerini ithalata, ranta, kara paraya ve inşaata dayalı bir modele bıraktı. Devlet kaynakları (kamu ihaleleri, komisyonlar, krediler, mülk transferleri) kullanılarak yandaş bir “mafya-tarikat” yağma sınıfı yaratıldı ve palazlandırıldı. Bugün NATO’ya, saltanata, şatafata, talana, mafyaya, tarikatlara sunulan kaynaklar yangın uçaklarına, korunaklı konutlara, eğitime, sağlığa aktarılmamaktadır. AKP gölgesini satamadığı ağacı umursamamaktadır. İnsanlarımız elinde pet şişelerle ormanları kurtarmaya çalışırken can vermektedir. Yanan ormanların daha dumanı tüterken mafya ve müteahhitler buralara çökmektedir. AKP’nin iç cephesi, üretimin olduğu, toplum güvenliğine, huzuruna hizmet edecek, ağaçları, çocukları, madendeki işçiyi koruyacak, kaynakların halkın refahı için kullanıldığı bir iç cephe değil yağmanın, talanın ve bunun hukukunun iç cephesidir.

    Emekçi sınıflar ücretlerin düşmesi, güvencesiz çalışma ve enflasyonla yoksullaşırken, AKP’li yağmacı sermaye grupları servetlerini katlamaktadır. Siyasal iktidarları aracılığıyla ise Cumhuriyet’in temel değerlerinin tasfiyesi hedeflenmekte, hukuksuzluğun hukukunu ve iktidarını devam ettirmeye çalışmaktadır. Laik ve bilimsel eğitim sistemini çökerten, Diyaneti siyasallaştıran, yargı bağımsızlığı ortadan kaldıran AKP, aynı zamanda emperyalizmle ilişkilerini derinleştirmektedir. Suriye, Libya ve Irak işgallerinde aktif rol alarak emperyalist saldırganlığın önemli bir aktörü olan siyasal iktidar, şimdi de NATO’nun genişleme stratejisi ile bağlantılı olarak Rusya ve İran’a karşı cepheleşiyor. NATO’ya GSYİH’dan %5 veriyor. Irak’ta, Libya’da, Suriye’de olduğu gibi kendi müteahhitlerine, kara para bezirganlarına alan açmaya çalışıyor. Bunun içinde ABD Büyükelçisi’nin “Osmanlı Millet Sistemi” planının anayasasıyla, üniter yapının emperyalist planlar doğrultusunda federatif bir modele dönüştürülmesine iktidar ikballerini bağlıyor.

    Siyasal iktidar, bu dönüşüm ve eklemlenme sürecini kamuoyundan gizlemek için bugün “iç cephe” söylemini bir yönlendirme aracı olarak kullanıyor. Bu ikiyüzlü söylem, halkı “bölücüler”, “dış güçler” ve “terör” tehdidine karşı birleştiriyor görünürken, aslında neoliberal yıkımı, cumhuriyetin tasfiyesi ve üniter devletin parçalanma sürecini perdeliyor. “Terörle mücadele eden İslam’ın koruyucusu” imajı verilirken, ABD, İsrail ve Suudi Arabistan gibi emperyalist sitem unsurlarıyla ticari ve askeri işbirliği hiç sekmeden sürdürülüyor. Üniter devletin parçalanması süreci, etnik ve mezhepsel kimlik siyaseti üzerinden yürütülüyor. “Terörsüz Türkiye” gibi adımlarla üniter yapıyı zayıflatacak anayasal değişikliklerin altyapısı hazırlanıyor. MHP lideri Devlet Bahçeli, “Alevi ve Kürt Cumhurbaşkanı yardımcısı” söylemiyle üniter yapıyı dinamitliyor, AKP’nin etnik ve din temelli anayasa hazırlıklarına zemin sağlıyor ve meşruiyet sunuyor. Vatan Partisi ise tüm bu olanların içinde dikkati PKK’lıların topluma entegrasyonuna çekerek ve asıl emperyalist tehditten uzaklaştırarak bu yıkıcılığın rıza üretimine katkıda bulunuyor.

    Bu sürecin ekonomi-politik temeli, kapitalizmin küresel krizleri ve Türkiye’deki sermaye birikim rejiminin yapısında yatmaktadır. Finans kapitalin krizlerinden çıkış, mafya-rant ekonomisi (inşaat, enerji, maden, kara para, uyuşturucu) üzerinden sağlanmaya çalışılıyor. Bu sektörlerde yabancı ve özel şirketlere sunulan imkanlar, ulusal servetin talanını sağlıyor. Artan cari açık ve döviz ihtiyacı ise Türkiye’yi IMF ve Batılı finans kuruluşları karşısında daha çaresiz hale getirerek, bağımlılığı derinleştiriyor. Sınıfsal dinamikler açısından, AKP ile bütünleşmiş işbirlikçi ve yağmacı sermaye sınıfı, emperyalizme eklemlenerek kârını büyütme fırsatı buluyor. Buna karşılık, işçi sınıfı ve emekçiler, kayıt dışı çalışma, sendikasızlaştırma ve dini cemaatler aracılığıyla örgütsüzleştirilerek parçalanıyor ve güçsüzleştiriliyor.

    Bu tablo karşısında çözüm, ekonomik bağımsızlık için halkçı-devletçi ve planlı ekonomi, ağır sanayi yatırımları ve tarımda kooperatifleşme, üniter ve laik Cumhuriyet’in savunusu için başta etnik ve dini kimlik siyasetine karşı anayasal yurttaşlık bilinci, emperyalizmle köklü bir kopuş için NATO’dan çıkış, bağımsız dış politika ve Avrasya ekseninde işbirliği, demokratik halk iktidarı için yargı bağımsızlığı, laik-bilimsel eğitim ve halk egemenliğinin tesisi gereklidir.

    Sahte “iç cephe” söyleminin yerine, “gerçek cephe”yi inşa etmek gerekiyor. Bu, Türkiye halkı- emperyalizm çelişkisini başa alan emekçiler ve cumhuriyetçiler temelli bir örgütlenmeyi; dinin siyasal araçsallaştırılmasına karşı laik-bilimsel eğitim ve aydınlanmayı; emperyalizme karşı bölgesel ve küresel anti-emperyalist cephelerle dayanışmayı zorunlu kılmaktadır. AKP iktidarı, “iç cephe” masalıyla kamuoyunu uyuturken, üniter devleti tasfiye eden ve emperyalizme eklemlenen bir projeyi hayata geçiriyor. Kemalist Devrim’in tamamlanması, ancak anti-emperyalist, laik ve halkçı bir programla mümkündür. Bu, emekçilere ve ulusal sınıflara dayanan, üretimi merkeze alan ve ulusal bağımsızlığı savunan yeni bir kurtuluş mücadelesini gerektirir. Tarihsel diyalektik gösteriyor ki, gerçek “iç cephe”, halkın kendi iktidarını inşa ettiği cephedir.

    Yazılar

    Yazılar

    spot_img