Pala Mustafa, Divriği madenlerinde bir işçiydi. Kendini “kıdemli işçi” diye tarif ederdi. Okur yazarlığı olmadığı için iş makinelerinde veya atölyelerde kademe alamadı; “kıdemli düz işçi” olarak emekli oldu.
Yüzünün büyük bölümünü kaplayan siyah pala bıyıkları vardı. Onların bakımını asla ihmal etmezdi. Bağdere’liydi Pala. Köyünün deresi, dağı vardı ama bağı yoktu, yolu da yoktu.
Pala’nın köylüleri ve Divriği’nin diğer köylerindeki insanlar, Nuri Demirağ’ın demiryolunu Divriği’den geçirmesiyle demiryoluna, Divriği madenleri açılınca da madene işe girmişlerdi. Köyler kısmen boşalmıştı.
Pala okuma bilmezdi. Solcu değildi. Lenin’den haberi yoktu, Marx’tan hiç haberi yoktu. Ancak işçilerin bir araya gelince neler yapabileceğini bilirdi. Haklı olduğunda, hakkını aradığında öne çıkardı:
“Ulan derdi, ulan! Hır gür çıkmadan verin hakkımızı! Ben hakkımı feriştahı gelse yedirmem.“
Pala amirlerini sevmezdi. İşe ilk girdiklerinde amirleri, baş çavuşlar, mühendisler onları hor görmüş, yoksulluklarıyla alay etmişlerdi. Tozun toprağın içinde karınlarını doyurmuşlardı. Sefer tası ya da bir dürüm, öğünleri olurdu.
“Beğim,” derdi, “1965 yılına kadar bize köle gibi davranıyorlardı. Ecevit verdi bu işçiye hakkını, hukukunu. 1970’den sonra tahsilli olanlar işe girdi. 1977’de işe girenler her şeyi, sendikayı, işçiye davranışı değiştirdi..“
Samimi olduğu iş arkadaşlarına “Beğim” diye hitap eder, sendikadan, ülkeden havadis sorardı. Okuyup madene işe girenleri, ağzı laf yapanları sever, değer verirdi.
İş yerinin neşe kaynağıydı. Neşesi yerinde olduğu zaman şakalar yapar, “Napıyorsunuzdur çocuklar?” der, bazen de Kürtçe küfrederdi. İlçeye 13 km uzakta, 2000 metre yükseklikteki maden ocağında yazın maden tozu ve sıcak, kışın ise ayaz vardı. Şaka yapmadan vakit zor geçerdi.
Bir seferinde, işe yeni başlamış bir mühendis Palaya denk geldi:
“Dayı…“
“Ne var oğlum? Ne dayısı, ne diyorsundur?“
“Dayı, tuvalet nerede? Tuvalet.“
“Yavrucuğum, şimdi dayı dersin, gözün açıldı mı dayı falan tanımazsın. VC 3. katta.”
Pala mühendisi 3. kata gönderdi, oysa giriş katta da tuvalet vardı.
1989 Bahar Eylemleri
1989 Bahar eylemlerini gerçekleştiriyorduk. İş yavaşlatma, yemek yememe, toplu viziteye çıkma (iş bırakma) ve greve hazırlanma sürecindeydik. Özal direniyordu ama işçi ayaklanmıştı bir kere; 12 Eylül’de kafasına inen balyozun acısını çıkaracaktı.
Sabah vardiyasına işe geldik. İş başı yapmadan, saat 08.00’de toplu olarak viziteye (iş bırakma eylemi) gidecektik. 1988’de Divriği madenlerine Türkiye’nin her yanından işçi alınmıştı. Kamuoyuna “KİT’ler (Kamu İktisadi Teşebbüsleri) zarar ediyor” denirken, diğer taraftan bu işletmelere kendi adamları dolduruluyordu. Bu yeni gelen işçiler sendikaya ve eylemlere uzak duruyorlardı.
Pala bana geldi:
“Beğim, Gürcüler eyleme katılmayacaklarmış,” dedi.
“Katılırlar, ikna ederiz. Sen ne dedin?” diye sordum.
“‘Oğlum bu ekmek parası! A kafanın tozunu sen de yutuyorsun ben de. Bu işin sağı solu yok, ya gidersin ya da kazma sapını yersin!’ dedim,” diyerek cevap verdi.
“Sakin olalım,” dedim, “Bunlar iş arkadaşımız. İkna edip yanımıza katmamız gerek.“
İşçiler kendi aralarında ne yapacaklarını konuşuyordu. Eyleme katılmak istemeyen birkaç kişi vardı. Kırıp dökmeden ikna edecektik. Sendika şubemiz güçlüydü; Türkiye Maden-İş bünyesinde sözü geçen bir sendikaydı. Divriği’nin sosyal yapısıyla bağlantılı olarak, Türkiye gündemine duyarlı, olup biteni takip eden işçilerdik.
Pala ile konuşurken, eyleme katılmayacağını bildiğimiz Davut yanımıza yaklaştı.
“Davut,” dedim, “İşe çıkma, eylemi kırmaya çalışma. Viziteye gidiyoruz.“
“Ben komünistlerin peşinden gitmem!” deyince Pala köpürdü:
“Gidersin! Öyle bir gidersin ki, iki kürek kemiğinin ortasına kazma sapını yiyince en önde gidersin!“
Ben araya girdim: “Hayır, öyle olmaz. Biz iş arkadaşıyız.“
Biz tartışırken, Milli Görüşçü (siyasi görüş) olduğunu bildiğim, zaman zaman sohbet ettiğim Mühendis Ahmet Bey yanımıza geldi. Davut, Ahmet Bey’e dönerek:
“Ahmet Bey ne derse kabul mü?” dedi.
“Kabul,” dedim.
Davut: “Şefim, eylem var. Ben komünistlerin arkasından gitmem.“
Ahmet Bey bana döndü: “Hoşça, senin maaş ne kadar?“
“190 bin lira,” dedim.
Sonra Davut’a sordu: “Davut, senin maaş ne kadar?“
“150 bin lira,” dedi Davut.
Ahmet Bey açıkladı: “Bak Davut, ben 700 bin lira alıyorum. Sizin aldığınız maaş utanç parası. Hoşça ile yola git. Solculardan, komünistlerden zarar gelmez. Bu işleri bunlar beceriyorlar.“
Eyleme fire vermeden gittik. 1989 Yazında 70 günlük grevden sonra hakkımızı söke söke aldık.
Pala benden önce emekli oldu. Ne yazık ki, boş bir yolda acemi bir şoför, Palaya çarpıp ölümüne sebep oldu.
Türkiye işçi sınıfının ve sendikaların, Pala Mustafalara, Kaynakçı Mahmutlara ihtiyacı var.
Çalışan ve emekli tüm işçilere esenlikler dilerim. Aramızdan ayrılanları saygı ve minnetle anıyorum.
