Menderes-Özal-Erdoğan çizgisi yıllardır cumhuriyetin ilkelerine karşı sürekli ve tarihsel bir yıkıcılık içindedir. İçerideki bireysel çıkarın dışarda emperyalizmin çıkarlarıyla birleştiği bu çizgi, toplumsal dayanağını orta çağ kalıntısı unsurlardan, Kemalist Devrim’e ihanet edenlerden, emperyalist projelerden ve gladyo operasyonlarından alarak bir yığınak oluşturdu. Bu yığınak karşı-devrimci tüm unsurların desteğiyle bugün kendisini, AKP-MHP-PKK-HÜDAPAR-VATAN PARTİSİ ittifakında göstermektedir.
Millî Mücadele ve Cumhuriyet ile Kemalist Devrim; tam bağımsızlık yolunda, Lozan Antlaşması ile bağımsızlığın surlarını ördü. Bu surların içinde toplumun özgürleşmesi, ilerlemesi ve binlerce yıllık zincirlerinden kurtulmasını sağlayacak bir Cumhuriyet kalesi inşa etti. Bu kalenin taşları Altı Ok’un devrimci ilkelerinin anayasası, hukuk uygulamaları ve devrimci kararlılığıyla ile örüldü. Yıllar içinde bu surların içinden, kalenin taşlarını söküp kendi bireysel zenginliklerine sermaye yapanlar ile bu ülkenin emekçi, devrimci, fedakâr halkı ve aydınları arasında bir mücadele sürüp gitti. Şimdi bu mücadelenin geldiği noktada at izinin it izinden ayrıldığı bir süreç yaşıyoruz.
Suriye’de yaşanan bölünme, terörün devletleşmesi ve Suriye’nin emperyalist Siyonist yağma sürecinde etnik, mezhepsel ve dinsel kışkırtmanın Suriye’nin ve Arap BAAS devriminin, yüzyıla varan birikimini nasıl alıp götürdüğünü ve yerine uzlaşmaz çelişkiler, bıraktığını görüyoruz. Suriye’de tıpkı Irak’ta olduğu gibi kukla bir Kürt devleti kurulmakta, Türkiye kendi eliyle emperyalizme ve siyonizme kale inşa etmektedir. Suriye bölünürken Türkiye’nin burada oynadığı rol, söylemde emperyalizme, siyonizme karşı milli ve islami bir görüntü sergileyen iktidarın aslında esas duruşunu da gözler önüne serdi.
Devlet Bahçeli’nin Öcalan çıkışı, Abdullah Öcalan’ın “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı” ve PKK’nın sözde fesih metni; AKP iktidarının ilk günlerinden itibaren varlığını ve geleceğini bağladığı cumhuriyet yıkıcılığıyla birleşmektedir. “74 yıllık karanlığa son” ile başlayan süreç Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ve “Yeni Anayasa” ile sürmektedir. Tayyip Erdoğan’ın George Bush’a TSK’yı şikâyet ettiği mektubundan, Ergenekon-Balyoz Kumpaslarına, Kıbrıs’ta Annan Planı’ndan, Ege’nin Yunanistan’a bırakılmasına, Ukrayna’da ve Suriye’de Amerikan Emperyalizmi ile ortak hareket edilmesine kadar bir süreç aynı zamanda cumhuriyet ekonomisini, devlet kurumlarını ve vatandaşlık ilişkilerini çözerek ilerledi. Emperyalizmin kurdu, cumhuriyet çınarını içerden yiyip bitirmekteyken, emperyalizm elinde baltası darbeyi vurmak için kurdun işini bitirmesini beklemektedir. Sınırlarımızda yapılan tatbikatlar, yurdumuzda bulunan Amerikan üsleri hepsi Cumhuriyet Kalesi’nin yıkıldığı o güne hazırlanmaktadır.
Başta Irak, Libya ve Suriye’de emperyalizmin hedefleri doğrultusunda, ulusdevletleri yok eden güçlerin aynı zamanda yine bu ülkelerin kendi rejimlerinin ideolojik çöküntülerinden çıktığını görüyoruz. Emperyalist hegemonya, CİA belgelerinde aktarıldığı gibi önce beyinleri hedef almaktadır. Devletlerin ideolojilerini yıkmaktadır, toplumunu çökertmektedir. Serbest piyasacılığın, kapitalizmin, feodalitenin tüm tortusunu; cumhuriyetlere, ulus-devletlere ve ezilen devletlere karşı kullanmıştır.
Bugün bu karşı-devrimci yığınak içinde yer alan tüm unsurlar çeşitli söylem ve sözde ideolojik farklarına rağmen cumhuriyete karşı birleşmektedir. Tıpkı soğuk savaş yıllarında anti-komünist propaganda gibi sağından soluna bir çok figür cumhuriyete, Kemalist Devrim’e, Türkiye’nin aydınlanma ve bağımsızlık birikimine, milletleşme sürecine karşı birleşmektedir.
Daha dün 19 Mayıs’ın yıldönümünde Siirt’te bu ülkenin TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş adeta bir şeriat devletinde konuşur gibi başladığı ve sürdürdüğü konuşmasında yine ulus-devlet karşıtı söylemleri dile getirmiştir. Kurtulmuş; “Terörsüz Türkiye” ve “Barış” söylemini islami referanslara ve ortaçağa dayandırırken, Türk-Kürt birliğinin koşulunu dini hatta mezhepsel bir zemine oturtmuştur. Emperyalizm; İran’a saldıracak yığınağı mezhep temelinde yönlendirmekte aynı zamanda Türkiye’yi de mezhepsel anlamda bölmektedir. Kurtulmuş’un Şah İsmail-Yavuz Selim/İdris-i Bitlisi göndermesi bu amaca hizmet etmektedir. Sözde Türk ve Kürt’ü birleştiren ama bunu yaparken Türk düşmanlığı ve mezhep ayrılığına dayanan bir tarihselliği referans göstermektedir. Ülkemizde, dini araçsallaştırarak, mafya-tarikat-rant sistemini kuran siyasal islam, şimdi de “Terörsüz Türkiye”, “Barış” gibi kavramları kullanarak, şahsi menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle birleştirmektedirler. Numan Kurtulmuşların, Binali Yıldırımların daha dün yeni anayasa üzerinden hedef tahtasına koyduğu ilk üç madde ve millet tanımı, Abdullah Öcalan’ın “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı” mektubunun da hedefindedir. Öcalan mektubunda “200 yıllık kapitalist modernite” ve “cumhuriyetin tek tipçi yorumları” ile Kemalist Devrim’i ve ulus-devleti hedefe almaktadır. İnançları gözardı etmeden yeniden düzenlenmesini istediği hukuk, AKP’nin yeni anayasasıdır. PKK Fesih metni aynı doğrultuda Lozan’a ve 1924 Anayasası’na karşı yazılmıştır, Lozan ve 1924 öncesini referans göstermekte, Kurtulmuş’un referans noktalarıyla birleşmektedir. 12 Eylül 1980 darbesiyle başlayan bu süreç, Evren ve Özal ile başlamış, Erdoğan ve Bahçeli ile devam etmektedir. Ezcümle, bütünleşme süreci dedikleri, AKP-PKK-Emperyalizm ve buna bağlı unsurların taleplerinin ortaklaşması ve bütünleşmesidir. Bunun hukuki altyapısı ise mezhepçi, siyasal İslamcı, kimliklere göre düzenlenmiş, üniter devleti ortadan kaldırarak Türkiye’yi derebeylikler konfederasyonuna götürecek, AKP’nin yeni anayasasıdır.
Türkiye’de Kemalist Devrim’le halkın binbir bedel ödeyerek kurduğu Cumhuriyet Kalesi’nin taşlarını söküp alanlar, bunları saraylarına tuğla yapanlar, bu işin saray işçiliğini yaparak halkı uyutanlar karşı devrim cephesidir. Bu cephe halkımıza kafasını cellatın önünde eğmesini dayatmaktadır. Vatan saraylarla değil kalelerle korunur. Bu kale Cumhuriyet kalesidir. Bugün milli ve anti-emperyalist olduklarını iddia edenlerin çoğunu sarayın uşağı haline getiren ideolojik çöküştür. Cumhuriyet’ten, devrimcilikten, Altı Ok’tan ve emekçilerden kopanları saray işçisi yapan çöküş. Cumhuriyetin bekçilerinin koruyamadıkları cumhuriyeti, cumhuriyetin devrimcileri yine fedakarlık, emek ve akılla kurtaracak ve yarınlara taşıyacaktır.
